AB Faşizmi

Nedeni henüz tam olarak bilinmese de Almanya’da ırkçı gençlerin kundakçılığından şüphelenilen bir yangın sonucu 9 Türk vatandaşının yanarak can vermesi, faşizmin tehlikelerini bir kez daha gözler önüne serilmesine vesile olacaktır.


Avrupa ülkeleri, yabancı düşmanlığından beslenen ciddi bir faşizm tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu sorunu önemsememek, ileride önlenemez sonuçların ortaya çıkmasına davetiye çıkarmak anlamına gelecektir.


Avrupa’da yükselen faşizm tehlikesi, bir çok ülkede tehlike olma sınırlarını çoktan aşarak geri dönülmesi olanaksız korkunç bir gerçeklik durumuna gelmiştir.


Faşizm, ırkçı, gerici, halk düşmanı, barış düşmanı ve akılcılık karşıtı siyasal bir ideolojidir. Bu tehlikeli ideoloji, üç ana damardan beslenir. Faşist ideoloji; kendinden olmayana düşmanlığı doğuran ırkçılık, akıl-dışı biçimde karizmatik liderliğe sorgulamaksızın itaat ve devletin her şeyden üstün olduğu düşüncelerine dayanır. Bu üç unsur, faşizmin kanlı geçmişini açıklamaya yetecek kaynakları oluşturmaktadır.


Hitler dönemi Almanya’sındaki Nazizm ile İtalya, İspanya ve Portekiz’de yaşanan faşist devlet uygulamaları arasında bir çok benzerlik ve bazı farklılıklar bulunabilir. Ne var ki, faşizm, niteliği gereği insan hakları ve barış düşmanı militarist bir pratik yaratan çok tehlikeli bir ideoloji olarak bütün bu ülkelerde kötü yüzünü fazlasıyla göstermiştir.
 
Faşizm, geçmişte yaşanan deneyimlerden anlaşılacağı gibi, kendinden olmayana (yabancı) düşmanlığa ve ırkçı milliyetçiliğe dayalı kanlı bir pratik yaratmıştır. Faşistler, sorgulanmaksınız liderlerine itaat eden, devletin bekası için her şeyin yapılması gerektiği fikrine inanan ve kendinden olmayanın yok edilmesi anlayışına dayalı olarak  şiddet ve silahlı güç gösterilerine bel bağlayan bilinçsiz kitlelerdir. Bu açıdan, kontrol edilmesi çok zor olan bir topluluğu oluştururlar.


Günümüzde faşist ideoloji ve pratiklerde, her konuda olduğu gibi, farklılaşmalar ve değişimler yaşanmaktadır. Her şeyden önce faşizm, bir devlet ideolojisi olmak niteliğinden uzaklaşarak özellikle Avrupa demokrasilerinde sistemin boşluklarından yararlanıp güç ve destek bulmuş, örgütlenme olanaklarına kavuşmuş ve partileşmek yoluyla kitleselleşerek yaygınlaşmıştır. Bu açıdan, yeni faşist hareketler, demokrasinin nimetlerinden fazlasıyla yararlanmışlar ve yararlanmaya devam etmektedirler.


Gelişmiş ülkelerde ve özellikle Avrupa demokrasilerinde son dönemlerdeki işsizlik ve ekonomik bunalım gibi sorunların da etkisiyle faşist düşüncelerin geniş kitlelerden destek bulmaya başladığını üzülerek görüyoruz. Özellikle Avrupa demokrasilerinde faşist hareketleri güçlendiren sorun kaynakları arasında işsizlik, yabancı işçilerin topluma uyum sorunları, yabancıların kültürel farklılıkları, ekonomik sorunlar, gelecek belirsizlikleri, gençlerin inançsızlığı gibi nedenler ile siyasi sömürü amacıyla ırkçı düşünceleri kullanan siyasi partilerin etkinlikleri bulunmaktadır. Özellikle yabancılar ve göçmen işçilere karşı siyaset yapan siyasi partilerin güç kazanması, faşist hareketlerin kalıcılaşmasına ve Avrupa demokrasileri için büyük bir tehdit haline gelmesine neden olmaktadır.


Klasik faşist ideoloji, devlet ideolojisi iken, son dönemde özellikle Avrupa demokrasilerinde ortaya çıkan faşist hareketlerin yabancı düşmanlığından kaynaklandığı ve resmi devlet politikaları ile çelişebildiği görülmektedir. Bu yönüyle, yeni ortaya çıkan ırkçı hareketler, klasik faşist ideoloji ile yapısal, düşünsel ve söylem açısından önemli farklılıklar taşımaktadır. Bu doğrultuda, özellikle Avrupa’da faşist ideoloji ve pratiklerin değiştiği, yeni tür bir faşist düşünce ve pratik yaratan Neo-faşizm’in ortaya çıktığı söylenebilir.


Avrupa demokrasilerinde son dönemde ortaya çıkan Neo-Faşizm’e, AB Faşizmi ismini vermeyi uygun görüyorum.


Faşist ideolojinin düşünsel ve eylem bakımından dönüşümü, özellikle Avrupa demokrasilerinde çok daha belirgin biçimde izlenebilir.


Avrupa Birliği kurumlarının ve AB üyesi devletlerin politikalarında faşizm ve ırkçılık karşıtı düzenlemeler bulunmasına rağmen; heyecanlı, gelecek beklentisi bulunmayan, bilinçsiz ve işsiz genç nüfus tarafından desteklenen ırkçı hareketler, Avrupanın birçok ülkesinde siyasal partilere dönüşmüş ve seçimlerde azımsanmayacak oylar almaya başlamışlardır. Bu Neo-faşist yükseliş, elbette ki, kendisini pratikte de göstermekte geç kalmayacaktır. Almanya’da faşist partiler ve gruplarca Türklere ve diğer yabancılara karşı yürütülen kampanyalar ve saldırılar, bu kapsam içinde değerlendirilmelidir.


Avrupa’da Neo-faşist hareket örnekleri olarak ırkçılığı ve yabancı düşmanlığını savunan düşünce ve kitlelerin ortaya çıkması, yalnızca Fransa ve Avusturya ile sınırlı kalmamış, giderek yayılarak İsviçre, Almanya, Hollanda, Belçika, İtalya, Danimarka ve diğer İskandinav ülkelerine yansımıştır.


Neo-faşist siyasal hareketlerin önemsenmemesi ve gerekli önlemlerin alınmaması, partileşerek siyasal arenada güçlü aktörler durumuna gelmelerine neden olmuş ve Avusturya’da iktidarı ele geçirebilecek oranda oy almalarına, Fransa’da iktidarı tehdit edecek ölçüye ualaşmalarına ve Belçika’da kayda değer biçimde gelişmelerine neden olmuştur. Bu örnekleri, diğer Avrupa demokrasilerini içine alacak biçimde arttırmak mümkündür. Bütün bu örnekler, Avrupa coğrafyasında Neo-faşist bir ideolojinin doğuşunun kanıtlarıdır.


Bugün Avrupa demokrasilerinin pek çoğu, Neo-faşist hareketlerin mekanı durumuna gelmiştir. Çok sayıda Avrupa ülkesinde Türklere, Araplara, Afrikalılara ve diğer müslüman ülke vatandaşlarına karşı gelişen faşist saldırılar, Avrupa’nın Neo-faşizme teslim olmak üzere olduğunun açık kanıtları olarak değerlendirilmelidir.


Daha önceki makalelerimde de vurguladığım bir konunun altını çizmek istiyorum. CIA Eski görevlisi Philip Agee, Avrupa’da faşizmin yeniden ortaya çıkışıyla ilgili kitabında, Avrupa’da faşist hareketlerin yükseldiğinin altını çizerek İngiltere’de Asyalılara karşı, Fransa’da Araplara ve Almanya’da Türklere karşı düşmanca hareketlerin ortaya çıktığını ve faşist hareketleri besleyen yeni bir retoriğin oluşmaya başladığını vurgulamıştır. Yaşananlar karşısında Agee’nin bu gözlemine katılmamak olanaklı değildir.


Son dönemde Almanya ve bazı Avrupa ülkelerinde Türklere, Müslüman ülke vatandaşlarına ve yabancı işçilere karşı ortaya çıkan faşist saldırılar ve kundaklama olaylarını, Avrupa genelinde güçlenmeye ve yaygınlaşmaya başlayan Neo-faşizm (AB Faşizmi)  tehlikesi ile birlikte düşünmekte yarar vardır.


Bugün Avrupa ülkelerini saran faşist hareketler, faşist saldırılar ve faşist siyasi partilerin gelişimi, yeni tür bir faşizm olarak AB Faşizmi’nin ortaya çıkışının habercisinden başka bir şey değildir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

three × five =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.