Barışı savunmak en büyük görevdir

NATO’nun ve Putin’in işgalci politikalarını eleştirenlerin çoğu, çatışmaya son verilmesi çağrısında bulunuyor ve müzakerelerde savaşı durdurmak için ilerici seçeneklerin sunulduğunu öne sürüyorlar.

Ancak, diğer bazı kişiler bu girişimleri çekincelerle izliyorlar. Savaşan taraflar arasındaki müzakerelerin hiçbir zaman sonuç vermediğini vurguluyorlar ve dışişleri yetkililerinin Minsk görüşmeleri yoluyla savaşı engelleyemediklerini hatırlatıyorlar. Zirveler genellikle halkın iradesine rağmen yapıldığına da dikkat çekiyorlar.

Müzakerelerin her zaman halkın iradesine karşı sonuçlanacak gibi bir kural yoktur. Eğer, Washington’un saldırganlığı ve Moskova’nın Ukrayna’ya tepkisi kabul edilemez olaylar olarak görülüyorsa, çatışmanın bir an önce sona ermesinden yana olmak hümanist bir duruştur.

Soldaki grupların bir kısmı bu anlayışa sosyalist bir bakış açısıyla itiraz edilmektedir. Birinci Dünya Savaşı başlamadan önce Zimmerwald zirvesinde komünistlerin tutumu sürdürülsün isteniyor. O zamanki sol savaşan taraflara karşı durarak gür bir sesle alternatif bir kutup oluşturmuştu. Benzer biçimde bu rotanın yeniden izlenmesi talep ediliyor. 

1914-17 yıllarının koşullarıyla bugününkiler arasındaki fark önemlidir. İşçi sınıfının muazzam siyasi örgütlenmesi, sosyalist bir devrim olasılığı, güncelliği ve beklentisi mevcuttu. Günümüzde bunların hiç biri yok dolayısıyla savaş koşullarından bir devrim üretmek imkansız. 

Ukrayna’daki savaşı fırsata dönüştürerek devrime yol açmak gerçekçi görünmüyor. O zamanın Rusya’sında devrime hazırlık amacıyla Lenin tarafından geliştirilen, savaşan ordu birliklerinin kardeşleştirilmesi politikasının koşulları mevcut değil.

Ukrayna’daki katliamı durduran bir ateşkes halkın demokrasi ve sosyalist bilinci üzerinde önemli bir etki yaratabilir. Sosyalist perspektifin yeniden inşa edilmesinde ileri bir adım olabilir. Lenin’in yaptığı gibi gerici bir savaşı zalim burjuva sınıfına karşı bir savaşa dönüştürmenin politik ve örgütsel alt yapısı henüz olgunlaşmamış. “Ancak, kan dökülmesini tahrik eden hükümetlerin militarizmine, şovenizmine ve savaş çığırtkanlığına karşı barış için seferberliği başlatmak mümkündür.” (Katz, Rebelion) 

Rusya’da Putin’in işgalci politikasına karşı yapılan protestolar bu yüzden önemlidir. Barış için yürüyüşler ve kampanyalar solun geniş bir kesiminin desteğine sahip. Birliklerin derhal geri çekilmesi ve bu operasyonun sona erdirilmesi önemli bir sosyalist birikim kaynağıdır.

ABD’de ve AB ülkelerinde Rus işgalini eleştirmekle sınırlı kalan büyük gösteriler düzenlendi. Öte yandan, NATO’nun yayılmasını ve Putin’in saldırganlığını durdurmayı amaçlayan yığınsal çıkışlar her geçen gün güç kazanmasına rağmen hâlâ marjinaldir. 

Azınlıkta kalan bu görüşleri güçlendirmeliyiz. Şunu biliyoruz ki, savaşa giren her kimse eninde sonunda yanacaktır ve elbette savaş çığırtkanlığı yapanları uyarmak görevimiz olmalıdır. Şu anda öncelikli olarak siyasi, ideolojik, kültürel, ekonomik tüm cephelerde barışı savunmak, demokrasi, sosyalizm ve eşitlikçi bir alternatifin temellerinin atılmasını sağlamaktır…

İnsanlığın, nükleer savaş gibi bir intihara sürüklenmesine karşı koymak için gerekli gücü ve eylem birliğini yaratarak dünya barışını egemen kılmanın acil ihtiyacını görmezden gelemeyiz. Rosa Luxemburg’un dediği gibi: barış, dünya proletaryasının devrimidir.

________________

Kaynakça 

-Claudio Katz, Ukrayna hakkında teşhisler ve tartışmalar, 13-04-2022, Rebelion

– Juan İbarrondo. Otoriter kapitalizmin savaş ekonomisi, 15-04-2022, Rebelion 

2599360cookie-checkBarışı savunmak en büyük görevdir

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

twelve − 9 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.