Başkan Böcek’in festival konuşması yapılanlarla neden ters düştü

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in tartışmalı Yörük-Türkmen Festivali’nin açılışında yaptığı konuşmanın bilinmeyen öyküsü…
Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin organize ettiği milyonlarca lira bütçeli Yörük-Türkmen Festivali dün başladı. Tartışmaların odağında başlayan festivale katılacağı duyurulan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun katılmaması açılışa damgasını vurdu. Kılıçdaroğlu, FETÖ ile ilişkili olduğu gerekçesiyle 15 Temmuz darbe girişiminin ardından kapatılan ancak daha sonra aynı yıl içinde KHK ile yeniden açılan Fettah Tamince’nin sahibi olduğu üniversitenin festivalin sponsorlarından biri yapılmasını gündeme getiren haberimizin ardından Antalya’da olmasına rağmen etkinliğin açılışına katılmaktan vazgeçti. Festivalin açılışına yalnızca tebrik mesajı göndermekle yetinen Kılıçdaroğlu’nun yanı sıra Antalya il merkezindeki Muratpaşa, Konyaaltı ve Döşemealtı gibi ilçelerin CHP’li belediyelerin başkanlarının da festival alanında bulunmamaları dikkat çekti.

Ancak başından bu yana VİP otoparkı, protokol yağlığı ve VİP tribünü gibi yanlışlıklarda ısrar edilen festivalin açılışında dikkat çeken yalnızca CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun kendi partisinin belediyesinin düzenlediği festivale katılmaktan son anda vazgeçmesi değildi…

FESTİVALİN BANİSİ BAŞKAN BÖCEK’İN AÇILIŞ KONUŞMASININ SIRRI

Kılıçdaroğlu’nun katılmayarak tavır aldığı festivalde yüzler gerilirken Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in “Festivalin banisi” olarak lanse edilerek çıktığı kürsüde yaptığı açılış konuşmasının da ilginç bir yanı vardı. Başkan Böcek’in konuşmasında Yörükleri anlatırken dile getirdikleri, 2016’da tarafımdan kaleme alınan bir raporun giriş bölümüydü. Başkan Böcek’in açılış konuşmasını dinlemek için, 43.00-47.35 arası: (https://www.youtube.com/watch?v=Bgp1dG9ZGKc&t=248s)

O KONUŞMA, 2016’DA YAZDIĞIM RAPORUN GİRİŞ BÖLÜMÜYDÜ

Söz konusu rapor, Sayın Böcek’in Konyaaltı Belediye Başkanı olduğu dönemde genel merkez tarafından talep edilmiş, belediyenin kültür dairesinin benimle iletişime geçmesinin ardından da 2016 yazında tamamlanarak, Aralık 2016’da kuruma teslim edilmişti. Yörüklerin yaşadıkları coğrafyadaki karşı karşıya kaldıkları sorunları ve çözüm yollarına ilişkin görüş ve önerileri de içeren 36 sayfalık çalışmada konuyla ilgili uzmanların yanında Antalya, Burdur, Muğla, Isparta, Mersin gibi Yörük-Türkmen coğrafyasından çok sayıda insanın ve doğrudan göçebe hayvancılık yapan çobanların görüşlerine de yer vermiştik.

Başkan Böcek festival açılışında Davutoğlu ile birlikte

BAŞKAN BÖCEK’İN KONUŞMASI NE ANLATIYORDU?

Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in dün akşam Yörük-Türkmen Festivalinin açılışında yaptığı konuşma özetle işte bu raporun giriş bölümünden seçilmişti. 2016’da kaleme almış olduğum metin özetle şöyleydi:

Bin yıldır Anadolu’yu yurt edinmiş olan Yörükler, yeryüzünün bu kadim coğrafyasına sinmiş olan kültürlerin üzerinde yep yeni bir üretim anlayışı yarattılar…

Zihinlerinde, Asya’dan getirdikleri inanç ve kültürleri, ellerinde yaşam ustalığı; kısa zamanda bu güzel coğrafyanın dilini çözen birer büyücüye dönüştüler…

Beylikler, devletler, imparatorluklar kurdular…

Savaştılar…

Kimi zaman ‘küffar’la, kimi zaman da birbirleriyle…

Ürettiler…

Yağmuru çimene, çimeni kuzuya, kuzuyu yüne, yünü ipliğe, ipliği kilime dönüştürdüler…

Demiri oya gibi işleyip, toprağı türkü söyler gibi sürdüler.

Biçtiler, Polatlı Ovası’nda sarı başakları; biçildiler kimi zaman gök ekinler gibi…

İsyan ettikleri de oldu, ‘nisyan’ ile malül oldukları da…

İhaneti de gördüler, mertliği de!

Söğüt’ten Domaniç’e, Menteşe’den Teke İli’ne, sancaktan vilayete; il il, oba oba, dağ bayır, köşe bucak, tepe koyak bu coğrafyayı ‘vatan’ kıldılar.

Yörüklük, bir etnisite, ırk, mezhep değil, bir kültürdür. Bu kültür, toprağın hafızasında biçimlenen binlerce yıllık sırları insanın hafızasına aktararak, üzerinde yaşadığı toprakla aynı dili konuşarak bugünlere gelen bir yaşama biçimin adıdır.

Yörüklük, Türkiye Cumhuriyeti’nin ruhunda yatan közdür.

Yörüklük, Anadolu’nun kaybolan yüreğinde taşıdığı sırdır.

Yörüklük, Dadaloğlu’nun isyanındaki hardır…

Bu kültür, arşivlenerek değil, korunarak, sürdürülerek yaşatılmalı, geleceğe aktarılmalı.

Şimdi söz değil, eylem zamanıdır. Dünü bugüne, bugünü yarına bağlamak için, masalıyla, türküsüyle, isyanıyla ve öfkesiyle, biz bize anlatmak için, anımsamak, tanık olmak ve düşlemek için…

Çünkü artık çarık çorabı, çorap da ayağı sıkmaya başlamıştır…

Yurtta, işde, fikirde ve dilde düzen bozulmuşsa Yörük, çarığı ıslatır ve yola düşer. Bu devran, binlerce yıl böyle dönüp durdu. 

Çünkü, çarığı ıslatmak, bir zamanlar gölgesinde binlerce keçinin soluklandığı ulu ağaçların yavaş yavaş yok olduğunun işaretidir…

Çünkü çarığı ıslatmak koynuna sığındığımız dağların, taşların, yavaş yavaş elimizden alınmaya, unufak edilerek belleğimizin silinmeye başladığının göstergesidir.

Çünkü çarığı ıslatmak, Yörük’e, Türkmen’e, kurda, kuşa, dağa taşa ve aşa diye toprağa serptiğimiz bereketli tohumlar keselere hapsedildiğinin göstergesidir…

Çünkü çarığı ıslatmak, canımız, yoldaşımız bildiğimiz keçilerimiz birer birer elimizden alındığının göstergesidir. Çünkü çarığı ıslatmak, derelerimiz, göllerimiz, subaşlarımızın ve gözelerimizin kelepçelendiğinin göstergesidir.

Bu, Mustafa’nın ve Ayşe’nin, Ümmü’nün ve Ali’nin, Güssün’nün ve Mehmet’in, Akkeçi’nin ve Gökkeçi’nin, Sarıkeçi’nin ve Karakeçi’nin ve Tülü Maya’nın ve Doru Tay’ın öyküsüdür.

Bu, yarpuzun ve fesleğenin, teğnelin ve çıtlığın öyküsüdür…

Bu, ırmağın ve yumağın, kirmanın ve tuluğun öyküsüdür…

Dinleyin, anlatılan sizin öykünüzdür…

Bu kültürü yaşatmak için anlamak, anlamak için bilmek zorundayız. Edirne’den Ardahan‘a, Kastamonu’dan Antalya’ya ülkenin dört bir yanına tespih taneleri gibi dağılan, bu güzel toprakları ‘yurt’ yapan, ‘vatan’ kılan Yörüklerin tarihleri, kültürleri ve üretim biçimlerine daha yakından bakmak için yola çıkıyoruz…”

YÖRÜKLER ÇARIKLARI NEDEN ISLATIR

Başkan Böcek’in konuşmasında dile getirdiği bu sözler elbette önemliydi ve tarihsel bir süreci de özetliyordu. Konuşmada geçen çarıkları ıslatmak kavramı da, o yıllarda yapmış olduğumuz Islak Çarıklar adındaki Yörük kültürünü ele alan televizyon programının sloganı halindeydi.

Ancak bu sözlerin de yer aldığı raporun sonuç kısmında yer verdiğimiz tespit ve görüşler, aslında Sayın Böcek’in açılışta okuduğu girişin tamamlayıcısı niteliğindeydi. O yıllarda yapılan ve siyasilerin elinde malzemeye dönüşen yozlaştırıcı festivaller ve sanallığı körükleyen yapay göçleri eleştirmiş, üretim araçları ellerinden alınan kitlelerin bu sanal oyuncaklarla avutulmasına karşı çıkmış, 36 sayfalık raporu şu tespit ve önerilerle noktalamıştım:

ÜRETTİKÇE BATAN ÇİFTÇİLERE DÖÇNÜŞEN YÖRÜKLER

“Geleneksel üretimden koparılarak dayatılan monokültür (tektip) üretime geçiş yapan bu insanların pek çoğu, bilmediği bu oyunda sürekli kaybetmekte, ürettikçe tükenen bir kısır döngünün içinde bocalamaktadır. Ovalarda yaşanan daralmanın ardından yaylalarda da benzer üretim modeli teşvik edilmiş, krediye, hibrit (kısır) tohuma ve enerjiye bağımlı bir çiftçi tipi yaratılmıştır. Söke Ovasıdan Kumluca’ya Kınık’tan Gazipaşa’ya kadar bölgedeki ovalardaki ipotekli arazilerin toplam rakamları bu konuda bir fikir vermeye yetecek orandadır.

COĞRAFYANIN BELİRLEDİĞİ ÜRETİMİN KORUNMASI

Kırsal nüfusun, küçük destekler ve yasal düzenlemelerle kendi çarkını çevirebileceği bir coğrafya olan Teke Bölgesi, coğrafi ürün olarak tanımlanabilecek pek çok butik üretimin merkez üssü olabilecek potansiyeli taşımaktadır. Kaş ve Demre bölgesinin harnup ve zeytini, Finike’nin portakalı, Elmalı ve Korkuteli’nin keçi sütü ve peynirleri, Doyran’ın patlıcanı, Feslikan Yaylası’nın domatesi, Kemer’in mandalinası, Aksu’nun çileği ve narı, Manavgat’ın orman ürünleri ve Alanya-Gazipaşa’nın muzu ilk akla gelen marka değeri taşıyan ürünlerdir. Ancak Isparta’nın gül, lavanta ve elmasına, Burdur’un hayvancılık potansiyeli eklendiğinde bölgenin ürün yelpazesi oldukça genişliyor. Bu ürün zenginliğinin aslında pek de bilinmeyen kaynağının coğrafi özellikler olduğunu da belirtmek gerekiyor.

YIKICI PROJELER YÖRÜKLERİ YURTLARINDAN EDİYOR

Ancak üretimi belirleyen bölge coğrafyası ne yazık ki kısa vadeli kazançlar uğruna vahşi madencilik, HES ve barajlar gibi yıkıcı projelerle büyük ölçüde yok edilmektedir. Bu hızlı yok oluş son birkaç yıldır büyük ölçüde sonuçlarını göstermeyen başlamıştır. Su kaynakları, tarım ve hayvancılık alanlarıyla doğal doku büyük ölçüde tahrip edilmiştir. Antalya, Isparta, Burdur ve Muğla gibi illerde sayıları binlerle ifade edilen mermer ve taş ocaklarıyla yüzlerce HES ve baraj projesi, Yörüklerin yaşamını borçlu oldukları alanları hızla tarihten silmektedir.

YÖRÜĞÜN TULUM PEYNİRİNE KÖSTEK, FRANSIZ ROKFORUNA DESTEK

Üretim araçlarının yerel topluluklar tarafından kontrol edilmesi, siyasi ve toplumsal örgütlenmede de önemli bir etken olmuştur. Bu, dünyadan kopmak, içe kapanmak anlamına gelmemektedir. Nasıl ki İtalya’da ve Fransa’da belirli bölgelerdeki geleneksel üretim korunarak yerel halkın üretim araçlarının ve kültürünün korunması sağlanabiliyorsa, nasıl ki Yeni Zelenda’da biyolojik çeşitliliği korumak bir devlet politikası haline getirilmişse, Finike’nin portakalı da Isparta’nın elması ve gülü de Antalya dağlarının keçileri de aynı biçimde ele alınmalıdır. Yörüğün tulum peynirini yasaklayan siyasi otorite, Fransız rokforuna dünyanın parasının ödenmesine zemin hazırlıyorsa bu toprakların insanına en büyük kötülüğü yapıyor demektir. Torosları yılda iki kez dikey olarak aşıp yayla sahil üretim kültürünü sürdüren Yörüklerin üretim coğrafyası bugün birden fala ilin sınırlarında kalmaktadır. Bu bakımdan Antalya, Konya, Isparta, Burdur ve Muğla gibi illerin bu üretim coğrafyasını korumak için birlikte adım atması, bu kültürün gelenekten geleceğe uzanan yürüyüşü için yaşamsal önemdedir.

YÖRÜKLERİN KİMLİK BUNALIMI: SU VARKEN TEYEMMÜM ETMEK

1990’lı yılların ardından hızlanan küreselleşme rüzgârı ve üniter devlet yapısının çözülmeye başlaması, bireylerin kimlik sorgulamalarını da beraberinde getirdi. Oluşturulan ‘yeni dünya düzeni’ ikliminde yerel kültürün görünürlük kazanmaya başlamasıyla birlikte, geleneksel üretimden koparılan ve kentlerde küresel pazarın iştahlı birer tüketicisine dönüştürülen yığınlar, aile, soy, millet ve inanç eksenli sürdürdüğü sosyal yaşamının da tuz buz olmasıyla bir kimlik yitimine uğradı. Bireyin kentin betonarme blokları arasında yitirdiği kimliğini arama çabasıyla geçen 1990’ların ardından başlayan yayla şenlikleri, özellikle Toroslar’ın yaylalarından Osmanlı’nın temellerinin atıldığı Söğüt’e uzanan bir buluşma zemini yarattı. Milliyetçi ve ümmetçi söylem üzerine siyaset üreten partilerin de bu şenlikleri keşfetmesiyle, Yörük ve Türkmenler sığ bir ‘Türk-İslam Sentezi’ tuzağının da içine çekilmiş oldular. Bin yıldır Anadolu’daki iktidar savaşında Osmanlı tarafından ağır zulümlere uğratılan, kılıçtan geçirilip, sürgüne gönderilen, zorla ve baskıyla iskân ettirilip üretim araçları ellerinden alınan Oğuz’un çocukları, bugün Osmanlı sultanlarının kıyafetlerine bürünüp Mehter Marşları eşliğinde yaylaların dumanlı havalarında köklerini unutup yeni bir kimlik edinmeye başladılar. Günümüzün iktidarı tarafından yaratılan içi boş ‘dünya lideri’ algısı ve  ‘Diriliş-Ertuğrul’ sosuyla servis edilen bir Osmanlı=Erdoğan özleştirmesiyle Dombra’lı Yörük şenlikleri ortaya çıkarken, iktidar belediyeleri de bu şenliklere olanca desteği vermeye başlamıştır. Gerçekte Yörük kimliğini ve kültürünü korumak için üreterek ölümüne mücadele eden Sarıkeçili Yörükleri gibi grupların yok olmasını hızlandıracak her türlü yol denenirken, bir yandan da kentlerde düzenlenen sahte Yörük göçlerine milyonlar harcanmaya başlanmış, bir bakıma su varken teyemmüm edilmeye çalışılmıştır. Bütün bunlar Yörük kimliği üzerinden yürütülen popülizmin, kitleleri yozlaştırma ve kimliksizleştirme amacına hizmet etmekten başka bir işe yaramamıştır.”

YAZDIKLARIMI VE FİKİRLERİMİ SAVUNMAK SORUMLULUĞUMDUR

Dün başlayan Antalya Yörük Türkmen Festivali’nin açılışında Başkan Böcek’in konuşmasında yer verdiği raporun sonuç bölümü özetle böyleydi. AKP’li belediyelerin ya da iktidarın bakanlarının bu konuda yaptıkları hatalı uygulamalara ve güdülen politikalara yönelik kaygılarımızı ve eleştirilerimizi dile getirirken, bütün bunların tersini yapması beklenen ana muhalefet partisi CHP’nin belediyesinin bu yanlışları daha da köpürterek yapmasına elbette sessiz kalmamız düşünülemezdi. Yazdıklarının ve düşüncelerinin arkasında duran biri olarak bu konuda hiçbir kişisel çıkar beklentisi olmadan atılan olumlu adımları desteklediğimiz gibi, bu kültüre bilerek ya da bilmeyerek zarar veren uygulamalara da işaret etmek sorumluluğumdur. Bu konuda yazıp çizen, araştırmalar yapan, çalışmalar yürüten, televizyon-radyo programları yapan ve her daim sahada gerçekliğin içinden sorunlara işaret etmeye çalışan biri olarak CHP’li Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin kamu kaynaklarını bunca hoyratça kullanarak bu kültüre zarar verecek işler yapması karşısında gösterdiğim refleksin özeti budur. Çünkü bu yaşananlara bakınca, özenle büyüttüğünüz 5 yaşındaki bir çocuğunuzun, hoyratça tekme tokat dövülmesi duygusu oluşuyor insanda.

BAŞKAN BÖCEK BUNCA UYARI VE ELEŞTİRİYE SAĞIR VE KÖR OLAMAZ

Bir aydan fazla zamandır Antalya’daki Yörük-Türkmen Festivali’nin hazırlıkları sürecinde ortaya çıkan çelişkilere işaret ederken gerek Büyükşehir yetkilileriyle, gerekse Yörük dernekleriyle görüşmeler yaptık, eleştiri ve beklentileri kamuoyuna aktardık. Ancak bugüne kadar ne Sayın Böcek’ten ne de belediye yönetiminden bu yönde bir açıklama, değerlendirme ya da itiraz gelmedi. Sayın Böcek’in her fırsatta dile getirdiği “Yörük çocuğu” ifadesi ve Yörük kültürüne hizmet etme niyeti elbette sempatik bulunabilir, eleştirilebilir ya da destek verilebilir. Ancak Türkiye’nin en büyük beşinci kenti olan 2,5 milyonluk Antalya’nın belediye başkanı ülkenin dört bir yanından gelen bunca eleştiri ve tespite karşı bu kadar sağır ve kör olamaz, olmamalı…

2604600cookie-checkBaşkan Böcek’in festival konuşması yapılanlarla neden ters düştü
Önceki haberİngiltere’de SPOT’tan Gezi 8’lisiyle dayanışma eylemi
Sonraki haberYollar
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

two × 4 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.