Cayır cayır yanarken

SEDAT YILDIRIM SARICI – İşin doğrusu bazen yapılacak en doğru şey doğruları doğrudan söylemektir. Ormanlarımızın yani ciğerlerimizin cayır cayır yandığı bu günlerde en fazla ihtiyacımız olan şey hakikat olmalı. Rüya, ülkü, hayal, emel, murad, ütopya, zanı, fantezi, palavra, varsayım veya sanal ümidlere kapıldığımız sürece yangını ve gelebilecek yeni yangınları söndüremeyeceğiz. O zaman görebildiğimiz kadarıyla hakikati yazalım.

Çetin Altan gibi yazarlar ezber bozarken hepimizden farklı bir perspektifle olaylara bakarlar. 40 yıl kadar önce ülkemizin “gelişmişlik” durumunu yalanlarla cilalamaya çalışan politikacıların foyasını ortaya koyabilmek için bazı ülkelerin “itfaiye araç sayılarından” bahsetmişti. Gelişmiş ülkelerde 1 milyon kişi başına düşen itfaiye araç sayılarına dair örnekler vermiş, ülkemizinse en alt seviyelerde olduğunu hatırlatmıştı.

Kişi başına düşen milli gelir” ya da “okuma yazma oranı” değil de, en can alıcı, ciğer yakıcı veri gelse gelse vicdan sahibi birilerinin aklına gelir. Gelse de, yazsa da akıbet bizim memleketteki gibi olur. Aradan geçer bir 40 yıl, aynı yas aynı haram.

Günümüze dönüp son yıllarda yapılan (Doç. Dr. Sonay Bayramoğlu Özuğurlu – Ankara Üniversitesi) İtfaiye Envanter Çalışması’ndan birkaç veriyle durumumuzu açıklamaya çalışayım: 1 milyon kişi başına düşen İtfaiye Personel Sayısı’nda Yunanistan bizden 5 kat, Amerika 14, Rusya 30, Polonya 70, Avusturya ise 135 kat daha fazla elemana sahipmiş. 1 milyon kişi başına Türkiye’de ortalama 262 itfaiye personeli çalışıyormuş, Avusturya’da ise 35700.

İtfaiye envanterleri gibi veriler yerine ülkelerin gelişmişlik düzeylerini belirlemede kullanılan ölçünün “kişi başına düşen milli gelir”den ibaret olması oldukça yanıltıcı olabiliyor. Gelir dağılımının adaletsiz olduğu ülkelerde milli gelir her ne kadar yüksek olursa olsun yoksulların da oranı yüksek olabiliyor ve gelişememeyi gösterebiliyor. Yani para bol ama adalet kıt.

Okur yazar, hatta yüksek öğrenim görmüşlerin oranı da artık fazla bir şey ifade etmemeye başladı. Çünkü özellikle ülkemizde karton üniversiteler çoğaldı, akademik güven oldukça düştü.

Gelişmişlik düzeyi ölçüleri arasında “bebek ve çocuk ölümleri – uzun ve sağlıklı bir yaşam ölçümü –  ekonomide sanayi ve hizmetlerin payı – ihracatta tarımın ve sanayinin payları – kişi başına düşen enerji veya kâğıt tüketimi – teknoloji kullanımı” gibi birçok ipucu var. “Kişi başına düşen itfaiye aracı ölçüsü” ise Türk icadı (Çetin Altan) ama ne kadar hayati olduğunu hayat bize öğretti.

“Hayat en büyük öğretmendir” derler, doğrudur. Karıncanın, arının öğrendiğini biz algılamakta zorlanıyoruz. Çetin Altan yazdığında dikkate alsaydık onca vatan evladını, kim bilir kaç tür hayvanı, binbir çeşit bitkiyi, yeniden canlanması onyıllar alacak koca koca ormanları kaybetmemiş olabilirdik.

Asırlardır yaşanan musibetler bizi kesmez. Evlat acısını nasihatla kavrayamayan toplumlar için “bir musibet bin nasihatten evladır” vecizesini öğütlerler. Bazı toplumlar “yaşayarak” öğrenirler.  Yaşıyoruz, yaşayacağız.

Yangın arsızdır. Can alır, doymaz. Cehennemdir. Sessiz sessiz, için için yanmaz. Bulaşıcıdır, yayılır. İlle de çatırdamalı, etrafı alevler sarmalıdır. Alev ışıktır, aydınlatır. Halk aydınlanmış, dar günde yalnızlığını kavramıştır. Yanan, ağlayan garibanın ocağı, ceylanın yuvası, koyunun yavrusudur.

“İTİBARDA TASARRUF OLMAZ” – “İDİOTLOJİ”

Tarım Orman-İş Sendikası Başkanı Şükrü Durmuş, 2 Ağustos günü yaptığı açıklamada “Manavgat Orman İşletme Müdürlüğü’nün altı şefliğinin beşi tamamen yandı. Orman Genel Müdürlüğü’nün yangın ödeneği ile 32 tane lüks araç aldığını, bir tanesiyle tam donanımlı üç  arazöz (su taşıyan özel araç) alınabileceğini” söyleyip, eklemiş “Ama kendileri itibardan tasarruf etmiyor. İki milyonluk arabayla geziyor. Artık tahammülümüz kalmadı.”

Son birkaç yıldır sıkça söz edilen “İtibarda tasarruf olmaz” beyanı tespit edebildiğim kadarıyla hükümet kanadında ilkin Cumhurbaşkanlığı’nın 05. 10. 2017 tarihli basın açıklamasında geçiyor. Muhalefetten Meral Akşener ise 17. 07. 2019 tarihinde bu yaklaşımı “idiotloji” olarak sıfatlandırmış.

“İdiotloji” Mazhar Alanson’un uydurduğu bir tabir. MFÖ’nün 1990 yılındaki “Geldiler” albümünün ilk parçası Ali Desidero’da geçer. Mazhar Alanson AKP’nin yabancısı değil. Alanson’un “uçuk sosyete” eşi Biricik Suden siyasete atılıp AKP Beyoğlu Meclis Üyesi adayı olmuştu.

BODRUM YANIYOR

“Nasıl anlatsam, Nerden başlasam” diyerek başlayan ünlü “Bodrum” şarkısı da MFÖ’ye aittir. Sözlerini Mazhar Alanson yazmıştır. Geçen yıl MFÖ’nün Bodrum konseri sıfır bilet satışı nedeniyle iptal edilmişti. “Muaf” hissetmenin tuhaf sonuçları olabiliyor.

2006 yılındaki AGU albümünde “Orman değiliz artık milli parkız” der MFÖ. Doğrudur. Orman koruyan, kollayan, rızkını çıkaran halkındır. Milli park ise “devlet malı”.

Sözlüklerde Mazhar’ın anlamına dair şunlar yazılıdır: 

(Arapça) Zuhūr “zâhir olmak”tan maẓhar. Bir şeyin görünür duruma geldiği, göründüğü, açığa çıktığı, zâhir olduğu yer veya kimse, tecellî yeri.

(ﻣﻈﻬﺮ) (Ar. maẓhar – miẓher) Tekkelerde zikir esnâsında kullanılan ve bâzılarının kenarında halkalar bulunan zilsiz def biçimindeki mûsikî âleti, bender, bendir. Kudüm çingene elinde ise çifte nâra, dümbelektir, tekkede kudûm-i şeriftir. Tef de mazhar, mızher adı alınca yücelir.

Mazhar Alanson’un Fuat Güner’le birlikte yaptıkları ilk stüdyo albümünün adı Aşık Veysel’in bir eserinden kaynaklanır: “Türküz Türkü Çağırırız”. Albümün en değerli parçalarından biri  sözleri Yunus Emre’ye ait “Adımız Miskindir Bizim”dir.

Yunus “Bir Lokma, Bir Hırka” özdeyişiyle arınmanın, yalınlığın şairidir. Arınma asalettir. Yalın bir örtüyle tavaf edilir. Kefen sade bir ketendir. Takı taklavat, israf ve ziyneti mezara yakıştırmayız. Yozlaştırılmamış inanca göre Tanrı huzuruna gösterişsiz ve eşit çıkılır.

Nefis terbiyesi, milat öncesi Buda öğretisinden semavi dinlere, tasavvuftan Freud’a erdemin temelidir. Erdemsiz itibar olamaz. Vahdet’i Vücud öğretisinin baş sözcülerinden Muhyiddin İbnü’l-Arabî (1165 – 1240) bu durumu “Nefis kendini, haddini ve  Rabb’ini bilmektir” şeklinde özetler.

Aşık Veysel “Nefsini öldür ölmeden” der. Tasarrufsuz tasavvuf düşünülemez. Yani “itibarda tasarruf olmaz” sözünün tersi doğrudur.

Yanan sadece canlarımız, canlılarımız, canlılığımız, ormanlarımız, doğamız, doğallığımız olmadı. “İtibarda tasarruf olmaz” deyip israfta uçanların sayesinde afetlerle baş edemediğimizden uluslararası itibarımız da yandı, kül oldu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

sixteen − 12 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.