Düğün müziği mi? Toplu işkence mi?

Bu köşede bizim toplumun sorunlarını ele almaya çalışıyorum. Sağolsun bazı dostlar beni “Londra muhtarı” ya da “Toplumun avukatı” deyü niteliyorlar. Yazdıklarımın faydası oluyor mu? Olduklarına tanık oldum. Örneğin cenazelerin başkonsolosluğa götürülmesi ya da “kargo” adıyla fahiş fiyata Türkiye’ye nakledilmesini engelledik. Olmadıkları da oldu. Örneğin toplumda emeğe yasadışı olarak asgari ücretten az verilmesi ve emek odaklı derneklerin çaresizliği…

Şimdi toplumun sürekli şikayet ettiği garip bir soruna değinmek istiyorum. Düğünlerdeki müzik diye yutturulan gürültüye… Londra’da Bizim’Kiler kitabında toplumdaki düğün tarihi ve değişimini ayrıntılı ele almıştım. Günümüzde artık bin, binbeşyüz misafirlik salonlarda düğünler yapılıyor. Eski düğünlerle kıyaslarsak artık foto şipşakçılar ve salon girişinde oyuncak satanlar tarihe karıştı. Tarihe karışmasını isteğim ama toplumun beğenisi gelişmediği için değişmeyen şeyler de var hani. Örneğin masalardaki plastik çiçekler, okul ya da dernek kantinlerindekini aratmayan yemekler… Yeri gelmişken şimdi aramızda olmayan sevgili can dostum Muhammet Çankıran’ın yemek masalarına bırakılan promosyon tırnak makaslarına dikkat çektiğini de aktarayım.

Düğün müzisyenlerine oldu bitti hep saygı duydum. Zor iş… Sanatla ticaret arasında sıkışıp kaldıklarını düşünürüp hep. Sosyal haklardan yoksun ve sigortasız çalışmaları / çalıştırılmaları da içimi acıtır. Salgından en çok etkilenenler arasında olduklarını da unutmayalım.

Gelelim zurnanın zırt dediği yere… Üç yıl önce arkadaşımın oğlunun düğününe gitmiştim. Salonda müzik adına spikerleri patlatırcasına açılan o gürültüye dayanamadım. Misafirler çok rahatsız oldular hatta İngilizler kalkıp gittiler. Müzisyenlerden nazikce volümü düşürmelerini istedim. Ricamı takan olmadı. Düğün sahiplerine söyledim, “Aaa tabii uyaralım” dediler. Onları da takan olmadı. Ve takıları beklemeden zarfımı arkadaşıma verip salondan ayrıldım. İşitme kaybı olmama rağmen o gürültü beni gece boyu aşırı rahatsız etti. O gürültüyü nasıl anlatsam ki? Bana göre insan sağlığına zarar verdiği için salon kapatılsa yeridir.

Geçen hafta yine çok sevdiğim bir dostumun kızı evlendi. Dostuma düğünden çok önce “Aman müziğe dikkat! Düğünü katletmesinler” dedim. “Merak etme Eskioğlu. Biz de bu konudan şikayetçiyiz zaten” dedi. Düğün toplumdaki devrimci demokrat her kesimini buluşturdu. Yıllardır görmediğim arkadaşlarımı gördüm. Ne yazık ki müzik yine aynı müzikti. Sahneye uzak bir masada oturmama karşın yanımdakinin söylediklerini duyamadım. Ne müziği anlayabildim ne de enstrümanları ayırt edebildim. Hatta çalan parçanın Türkçe, Kürtçe ya da Arapça mı olduğunu bile anlayamadım ama bütün misafirlerin yüz hatlarından bu ilkel gürültüden şikayetçi olduklarını anladım.

Kendimi düğün sahibinin yerine koydum. Ne kadar zor bir durum. En mutlu gününüzü misafirlerle paylaşmak istiyorsunuz ama işini bilmeyen çalgıcılar tarafından düğününüz katlediliyor. “Yetti ulaaaan! Başlarım sizin yapacağınız müziğe!” dese düğün müziksiz kalacak. Demese toplu işkenceye göz yummuş olacak. İki uçlu bir değnek!

Müzikle uğraşan insan duyarlı olur. Bu nasıl bir geri zekalılık? Çaldığın müziği kendin anlaşılmaz kılıyor, dinleyicinin nefretini çekiyorsun. Geçmişte düğünlerde çalan konservatuvar mezunu bir müzisyen arkadaşım bu felaketi, “Misafirleri sahnede tutmak ve oynayanlara daha çok para çevrilmesi için uygulanan bir taktiktir. Gerçek müzisyen öyle yapmaz, onlar çalgıcı kovboylar” diye yorumladı. Öyle ya da böyle, bu gürültüyü yaratan o güruha buradan sesleniyorum: “Yaptığınız gerçekten çok ayıp! İnsanların mutlu günlerini katletmeye, misafirleri rahatsız etmeye, bizi başka kültürden insanlara garip ve ilkel göstermeye hakkınız yok!” Ayrıca sahneden yozluk, çürümüşlük akıyor. Düğün sahibi ve misafirlerinin kültürüne uygun neşeli bir repartuvar hazırlamak yerine, utanmadan düğünü cenaze evine çeviriyorsunuz! “Erik dalı”nı 4 kez çalmanın dışında ağlak, yaslı, kederli, kaderci ve ağdalı arabesk ile siyasi mesajlı parçaları bangır bangır niye dayatıyorsunuz?

Düğünde gördüğüm bir dostum eliyle kulağını göstererek “Böyle bir zulüm görmedim” demişti. Düğünde ve sonrasında evlenen çiftler yerine bu “çalgıcı zulmü”nün konuşulduğunu da aktarayım! Yazık! Gerçekten yazık! Bu yazımı umarım muhatapları okur da kendilerine çeki düzen verirler. Yoksa bu böyle gitmez! Çabuk kısa devre olan bir düğün sahibine rastlarsanız inanın hastanelik ve karakolluk olursunuz! Demedi demeyin uşaklar!

2606670cookie-checkDüğün müziği mi? Toplu işkence mi?
Önceki haberKir kirle yıkanmaz sayın başkan!
Sonraki haberTeşekkürler Sayın Benter
Faruk Eskioğlu, (1958, Akşehir) gazeteci ve yazar. 1985'ten bu yana yaşadığı Londra'dan Türkiye'deki ulusal medyaya yönelik muhabirlik, temsilcilik yaptı. Londra'da yayınlanan Türkçe toplum gazetelerinde çalıştı ve bazı gazetelerin kuruluşunda yer aldı. Halen sosyolojik değeri olan haber ve araştırmalara ağırlık veren yazar, halen 2004'te kurduğu Açık Gazete'yi (acikgazete.com) yönetiyor ve köşe yazarlığını sürdürüyor.Eskioğlu, 13'üncü yüzyılın sonunda Horasan'dan Akşehir Maruf köyüne yerleşerek tekke kuran Hasan Paşa soyundan geliyor. Hasan Paşa'nın oğlu Şeyh Hacı İbrahim Veli Sultan'ın "Mülk Allahındır" felsefesiyle Anadolu'da bir ilk sayılan kendine adına kurduğu yoksullara yardım vakfı ise halen faaliyettetir.Eskioğlu, ilk ve orta öğrenimini Akşehir'de tamamladıktan sonra 1979’da AİTİA Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’nu bitirdi. 1984’te Gazi Üniversitesi Ekonomi Fakültesi’nde "master" yaptı. THA’da gazeteciliğe başladı. Aralık 1985’te kendi deyimiyle "siyasi sürgün" olarak geldiği Londra’da ilk 2 yıl baba mesleği kasaplık yaptı. İngilizce öğrendikten sonra medya okudu. Uzun yıllar Nokta dergisi İngiltere Temsilciliği, Hürriyet Londra bürosunda habercilik yaptı. Gazeteciliğin yanısıra 1986-98 arasında grafiker tasarımcı olarak çalıştı. Ayrıca pek çok siyasi afiş ve logo tasarladı.1998’de Türkiye’ye döndü. Hürriyet Gazetesi Ekonomi Servisi’nde haberci ve star.com.tr’de ekonomi editörü olarak görev yaptı. “Basında etik ve toplam kalite yönetimi” üzerine araştırmalar yaptı, bu konudaki konferans ve panellere katıldı.Türkiye’deki 2001 ekonomi krizinde Londra’ya dönerek grafiker tasarımcılık ve gazeteciliği sürdürdü. Toplum gazetelerinden Olay’da genel yayın yönetmenliği yaptı. Londra’da ilk Türkçe internet gazetesini çıkardı ve toplum gazetelerine ilk ajans hizmeti sundu. 2004’te dünya haberleri veren acikgazete.com’u kurdu. İki ayrı toplum gazetesini yayına hazırladı. Türkiye’deki bazı tv kanallarına haber geçti, uzun süre Akşam Londra Temsilciliği’ni üstlendi.Londra'da 2004’te "İçimizden Birisi: Vanunu" başlıklı bir kısa film çekti. Londra'daki toplumu anlatması açısından bir ilk sayılan "Aşkolsun! Adı Aşkolsun" başlıklı belgesel romanı 2007’de Türkiye’de yayımlandı. Türkiye'den 150 ve Kıbrıs'tan 100 yıllık İngiltere'ye göçün anlatıldığı 3 ciltlik "Londra'da Bizim'Kiler" başlıklı araştırması 2019 sonunda çıktı. Eskioğlu’nun Su ve Defne (2004) adlı ikiz kızları bulunuyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

16 − four =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.