İNGİLTERE… Öz Türkçe bir yazı! 

Yazılarımla aşina olanlar bu yazıda verdiğim mesajı hemen anlayacaklar. Anlaşılmazsa lütfen ilk kısmı sabırla okuyun. İkinci kısımda açıklama bulacaksınız. 

İki gün önce taksi ile Westend’de bir tragedya tiyatro oyununun prömiyerine giderken beni  anksiyetiye sokan bir magazin yazısı okudum. 

Essex’de bir genç kız bir kült tarafından kaçırılmış. Essex’in kaldığım bölgesinde hem de.

Bir yandan magazindeki yazıdaki enformasyonu anlamaya çalışıyorum, bir yandan da taksi şoförünün gevezeliklerini dinler gibi yapıyorum.

Yahu bu taksi şoförleri gibi geveze insanlar görmedim. Adamın dili hiç durmuyor. Yolu tam bilmediği için önündeki navigasyona konsantre olacağına aklı benimle çat yapmakta.

Galiba tüm dünya taksi şoförleri aynı versiyondandır. En büyük ispeşiyaliteleri gevezelik.

Neyse güç bela navigasyonu kullanarak bizi tiyatro holüne getirebildi. İçeri girerkenden holün müthiş ambiyansından sarhoş olduk. 

Bir yandan da hanım kıyafetim için söyleniyor. İnadım tuttu, üstüme ilk gördüğüm tişörtü ve kot pantolonumu atmıştım. İyi ki sevdiğim kepi de başıma giymedim. 

Efendim tiyatro performansları seyircileri arasında trend çok şık giyinmekmiş. Gerçekten herkesin bana bakmasından rahatsız oldum. Keşke eşimi dinleseydim diye düşündüm. Tabii ona düşüncemi anons etmeden!

Çok yorucu birkaç günden sonra tiyatro iyi geldi. Geceleri televizyonda izlediğimiz anlamsız, absürt dizilerden doğrusu bıkmıştık. 

İstanbul ziyaretimizin birinde, Moda Sahnesinde bu oyunun Türkçe imitasyonunu izlemiş ve çok beğenmiştik. Bir güzel deşarj olduk. 

Londra’da yaşamamanın büyük bir dezavantajı var. Aklına estiğinde metroya atlayıp şehir merkezine gidemezsin. Önceden planlamak gerekir. Yaşamımızın son bölümünü varoşlarda geçirme planımızı revize edip Londra’ya taşınma kararı alabiliriz belki de. Sanmam ama bir ütopya benimki işte.

Londra’nın kozmopolit, çeşitli etnisiteye mensup toplumları barındıran halini çok severim. Arasıra değişik menü sunan restoranlarda yemek yemek en büyük hobilerimizdendir. Ancak entellektüel tiplerin gittiği gurme restorantlar beni hiç açmaz. 

Aynı zamanda zengin, güzelim Türk kuzinini türlü kılığa sokup dejenere eden pahalı Türk restorantlardan da hiç hoşlanmam. Ender de olsa bu tür yerlere gittiğimde özellikle züppe Türk müşterilerin halleri beni çok eğlendirir, aynı zamanda provoke eder.  

Değerli okurlar, Covid karantina döneminde büyük stresler, anksiyetiler yaşadık. Öğrenciler zaman zaman kampüslerde hapis kalma zorunda kaldılar. Prezentasyolarımızı hep Zoom üzerinden yaptık. Ailemizle kommunikasyonumuz sosyal medya üzerinden oldu. Aylardır insan yüzü görmedik. Pandemi hayatımızın bir modülü haline geldi. 

Covidden bahsetmişken sosyal medyada okuduğumuz dezenformasyon amaçlı paylaşımlar, sürekli girişilen polemikler, yapılan acitasyonlar da asabımızın bozulmasına neden olan faktörler arasında oldu. 

Bu süreçte kültür değerlerimizi maksimize edeceğimize maalesef onların ne kadar erozyona uğradığına şahit olduk. 

Ben şahsen giderek kompleksleşen yaşama ayak uydurmakta güçlük çekmekteyim. Eskisi gibi naif, banal bir rutini çok özledim. 

***

Değerli okurlar, yukarıdaki yazıyı yazmaktaki amacım oldukça ciddidir. 

Özellikle sosyal medyanın yaygın bir şekilde kullanılması ile dil kullanımı çok büyük ölçüde yozlaşmış bulunmaktadır. 

Türkçe karşılığı dururken özenti nedeniyle yabancı dillerden aktarılan tuhaf kelimelerden oluşan bir dile döndürdü bazıları güzel Türkçemizi. Yukarıdaki yazımda bunu örneklerle gösterdim ve bu yaklaşımı sergileyenlerle doğrusunu isterseniz alay ettim. Kendimle de çünkü bazen ben de kullanırım bazı acaip kelimeler. Ne kadar gülünç bir duruma düştüklerini (düştüğümüzü) göstermeye çalıştım.

Aynı zamanda biz Kıbrıslıların kullandığı ağzı eleştirip alay edenlere de bir gönderme yaptığımı inkar edecek değilim!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.