Koruma kararları kıyıları neden koruyamıyor?

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – Antalya-Gazipaşa’da otel projelerine açılmak istenen Selinus ve Kahyalar sahilleri için çıkarılan kesin korunacak alan kararı ile kayalık arazinin korumaya alınıp rantın ve insan baskısının hedefindeki kıyı şeridinde ise yapılaşmaya olanak tanıyan statü verilmesi dikkat çekiyor…

Korunan alanlarla ilgili yönetmelikte 5 Mart 2022 tarihinde yapılan değişiklik, ülke genelindeki korunan alanların enerji ve madencilik projelerine açılması kamuoyunda tepkiyle karşılandı. Korunan alanların Türkiye için önemi büyük. Hem ülkenin biyolojik çeşitliliğinin korunması açısından hem de kapıya dayanmış olan iklim kriziyle baş edebilme açısından doğal alanların gelecekte de varlığını sürdürmesi yaşamsal önemde. Türkiye’nin korunan alanlarının ülke yüzölçümüne oranı yaklaşık yüzde 9 düzeyinde. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada bu oranın yüzde 11,9’a çıkarıldığı kaydedilse de koruma statülerinin sürekli olarak çeşitli gerekçelerle delinmesi ve bu alanların kullanıma açılması; korumadan çok kullanımın ağır bastığı bir uygulamayı doğuruyor. Antalya’nın Gazipaşa ilçesindeki Selinus ve Alanya sınırındaki Kahyalar sahillerinin kesin korunacak alan ilan edilerek tescillenmesinde de benzer bir süreç yaşandı. Kamuoyuna müjde gibi sunulan Kahyalar ve Selinus kıyılarının Cumhurbaşkanı Kararı ile Kesin Korunacak Alan ilan edilmesi, aslında Türkiye’nin koruma politikalarının nasıl yürütüldüğünün de göstergesi.

Alanya ve Gazipaşa sınırlarındaki Kahyalar kıyı bandının daha önce ‘doğal sit alanı’ olarak tanımlanan koruma statüsü, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yürütülen çalışmanın ardından yeniden belirlendi. 2 Şubat 2022’de Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararı ile tescillenen yeni koruma statüsü ile Kahyalar ve Selinus bölgesinde iki ayrı alan Kesin Korunacak Hassas Alan olarak ayrıldı.

DAĞLIK ARAZİYİ KORUMAYA ALIP SAHİLİ KULLANIMA AÇAN UYGULAMA

Ancak söz konusu tescil kararının ayrıntıları incelendiğinde, önceden 1. Derece doğal sit alanı tanımına karşılık gelen “Kesin Korunacak Hassas Alan” olarak ayrılan bölgelerin kıyı şeridinde ve rantın hedefindeki bölgede değil, daha çok Kızılin ve Selinus bölgesindeki kayalık alanları kapsadığı görülüyor. Selinus, Kahyalar ve Koru sahilleri ise turizm amaçlı kullanımlara izin verilen Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı (eski 3. Derece doğal sit) olarak ayrılmış durumda. Kahyalar ve koru sahillerinin kıyı kenar çizgileri içinde kalan kesimleri Nitelikli Doğal Koruma Alanı olarak ayrılırken, otel projeleriyle gündemde olan Selinus sahilinin kıyı kenar çizgisinde bu tür bir statü gözetilmemiş. Selinus sahilinin tamamı koruma amaçlı imar planları kapsamında turizm ve yapılaşmaya olanak tanıyan Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı olarak bırakılmış.

TABAKTAKİ EN LEZZETLİ LOKMA KULLANIMA AÇILDI

Bu koruma statülerini özetlemek gerekirse, Selinus ve Kahyalar sahilinde asıl ranttan ve insan baskısından korunması gereken “hassas” doğal ekosistemler ve kıyı bandı “kullanıma” açılmış, geri plandaki kayalık alanda bulunan ve topografyası nedeniyle bugüne kadar zaten insan baskısından kendini koruyabilmiş olan tepeler ise kesin korunacak alan ilan edilmiş.

Daha ayrıntılı söylenecek olursa, Selinus antik kentinin de bulunduğu 197/1 ve 1453/4 persellerdeki ormanlık-makilik tepe ile İnceağrı Çayının batısında kalan ve Kızılin plajının kuzeyindeki 22/75 ve 281/1 parseller kesin korunacak alan olarak tescil edilen yerleri oluşturuyor. Diğer kıyı kesimler, bir başka deyişle tabaktaki en lezzetli lokma, turizm ya da rekreasyon amaçlı kullanıma bırakılmış. Bir başka deyişle doğal yaşamın korunması ve devamlılığı için değil, insan aktivitelerinin getireceği rant alanları için ayrılmış.

RANT BASKISININ YOĞUN OLDUĞU SAHİL DAHA SIKI KORUNMALIYDI

Bunun bir istisnası ise Selinus antik kentinin de bulunduğu tepenin doğu eteğinin antik kenti de kapsayan bütünlük içinde kesin korunacak alanın içine dâhil edilmesi olmuş. Aslında karasal ve denizel biyoçeşitliliğin birlikte korunduğu, daha geniş ve bütüncül bir koruma kalkanı bölge için en uygunu olabilirdi. Dağlık alan sahilden daha önemsiz değil ancak rant düşünüldüğünde sahildeki baskıların daha fazla olması kıyıdan yana daha sıkı bir koruma şemsiyesini gerekli kılıyordu.

SELİNUS’UN DOĞUSUNDAKİ ARAZİ KESİN KORUNACAK ALAN OLDU

Selinus antik kentinin doğusundaki bu bölgede geçtiğimi yıl bir sağlık turizmi tesisinin yapılması gündeme gelmiş, bununla ilgili Gazipaşa’daki sivil toplum örgütleri ve halkın tepkisi üzerine projeden geri adım atılmıştı. Ayrıntılar için: (https://gazeteciyazaryusufyavuzblog.wordpress.com/2020/08/30/antalya-gazipasada-antik-kenti-imara-acma-girisimi/)

MAHKEME, BAKANLIĞIN İMAR PLANINI İPTAL ETMİŞTİ

Kahyalar ve Selinus sahilinin imara açılması girişimlerine karşı açılan davalarda Kahyalar için yürütmeyi durdurma kararı çıkmıştı. Selinus’la ilgili olan aynı nitelikteki davada ise yargı süreci devam ediyor. Doğal sit alanı olan kıyı bandında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın hazırladığı “Turizm Tesis Alanı” da içeren imar planına karşı Mimarlar Odası Antalya Şubesi ile Gazipaşa’dan 10 vatandaşın açtığı davayı gören Antalya 2. İdare Mahkemesi, Kahyalar kısmıyla ilgili iptal kararı vermişti: (https://gazeteciyazaryusufyavuzblog.wordpress.com/2021/05/27/son-cenneti-betona-bogacak-plani-mahkeme-iptal-etti/)

SELİNUS SAHİLİNDE 5 YILDIZLI BETONLAŞMA GİRİŞİMİ

Öte yandan Gazipaşa Selinus sahilinin 5 yıldızlı otel projelerine açılarak betonlaşmasına yönelik planlama çalışmasında 18 uygulaması aşaması tamamlanmış, yerel halkın tepkilerine karşın Antalya’nın doğusunda betonlaşmadan kısmen korunabilmiş son kıyının da otel projeleriyle işgal edilmesinin önü açılmıştı: (https://gazeteciyazaryusufyavuzblog.wordpress.com/2020/12/09/sit-alani-olan-selinus-sahiline-10-katli-otel-projesi/)

Henüz söz konusu otel için inşaat süreci başlamadı ancak 2 Şubat’ta Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile “kesin korunacak alan” olarak ayrılan kesimde, oteller için tahsis edilen kıyı bölgesinin yer almaması bu alanın kamu idaresi tarafından da gözden çıkarılmış olduğunun bir işareti.

TÜRKİYE KORUNAN ALANLARINI EN AZ YÜZDE 25’E ÇIKARMALI

AB ülkelerinde korunan alanların ülke coğrafyalarına oranı ortalama yüzde 25 düzeyinde. Türkiye’nin tek başına tüm kıta Avrupa’sına yakın ölçüde bir biyoçeşitliliğe sahip olduğu düşünüldüğünde korunan alanlarının da aynı ölçüde yüksek oranlar içermesi bekleniyor ancak gerçekte durum tam tersi. Yukarıda da belirtildiği gibi ülkemizdeki korunan alanların oranı ne yazık ki yüzde 11,9 düzeyinde. Türkiye’nin biyolojik zenginliğinin korunması ve geleceğe aktarılmasının yolu, korunan alanları ülke yüzölçümünün en az dörtte birine çıkarmasıyla mümkün.

İÇTİĞİMİZ SUDAN SOLUDUĞUMUZ HAVAYA KORUMA BİLİNCİ

İçtiğimiz sudan tükettiğimiz gıdalara, soluduğumuz havadan ruhumuzu dinlendirdiğimiz doğal alanlara kadar birçok yaşamsal aktivite, bu zengin doğal mirasın korunmasına bağlı. Ancak Gazipaşa’da Kahyalar ve Selinus sahili örneğinde de görüldüğü gibi son yıllarda korunan alanların tespit, tescil ve ilanına ilişkin düzenlemelerde kantarın topuzunun korumadan çok kullanımdan yana kaçması, yakın gelecekte birçok balık türünü, onlarca peynir ve ekmek çeşidini, her yörenin kendine özgü lezzet ve aromadaki meyvelerini yalnızca kitaplarda ya da fotoğraflarda göreceğimizi gösteriyor.

 

2594020cookie-checkKoruma kararları kıyıları neden koruyamıyor?
Önceki haberNATO zirvesinin Türkiye için yansıması ne oldu?
Sonraki haberDOĞU BATI DİVANI – GOETHE
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

18 + 12 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.