Kürt Sorunu’nun çözüm süreci ve çok yönlü gelişmeler

Referandum boykotunun politik sonuçlar çok belirgin olarak ortaya çıkmaya başladı. Kürt coğrafyasında beklenenden çok daha hızlı bir gelişme yaşanıyor. Kürtlerin politik süreçteki ağırlıkları giderek artıyor.

Boykot kararı ile ortaya çıkan somut durum, ‘evet’ ve ‘hayır’ eksenli politik sonuçları önemli oranda işlevsizleştirdi. Dikkatler Kürtlerin politik kararlarına çevrildi.
Mevcut durumu somutlaştırdığımızda, söylenmesi gereken bir çok nokta bulunuyor. Boykotun en önemli politik etkisi, sorunun uluslar arası düzeye taşınmış olmasıdır. BM adına müzakerelere katılan Finlandiya eski Başbakan’ın hemen Türkiye’ye gelmesi, Cumhurbaşkanı Gül ve hükümet yetkilileriyle, daha sonra Osman Baydemir ve Ahmet Türk ile görüşmesi, Kürt sorunun çözümünde uluslar arası güçlerin devreye girdiğini ve sorunun giderek Birleşmiş Milletler düzeyinde ele alınacağının ilk işaretini vermiş oldu.

Uluslar arası küresel sermaye bu sorunun artık bir çözüme kavuşturulmasından yana olan tutumunu ortaya koymuş oldu. ABD ve AB politikaları, bölgesel ilişkilerdeki istikrarsızlık, enerji yatakları, taşınması gibi çok yönlü sorunların çözüm merkezinde olan Kürtlerin bir biçimiyle sürece dahil edilmesi isteniyor. Bu nedenle müzakerelere ilişkin ön yoklamalar ve alt yapı çalışmaları daha kapsamlı bir şekilde devam edecektir. Kılıçdaroğlu’nun Brüksel’e çağrılması, Gül’ün ABD ziyaretinin arka plandaki ana gündem bu sorunun görüşülmesidir.

İkinci nokta, devlet içerisinde farklı politik eğilimlerin Kürt soruna yönelik belirleyeckleri tutumdur. MHP’nin bu süreçte dışlanmak istenmesi çok belirgin olarak ortaya çıktı ve bu nedenle referandumda MHP’nin politik olarak işlevsizleştirilmesine yönelik büyük bir adım atıldı. AKP’nin generallerle olan politik dengelere göre beklenen adımları atmaması durumda, Kılıçdaroğlu bu sürecin aktif bir unsuru haline getirilmesi planlanıyor. Ancak AB ve ABD’nin istedeği politika daha çok AKP-CHP eksenli bir çözüm sürecini devreye sokmaktır.

Ayrıca dikkate alınması gereken önemli güçlerden biri olan ordu, hiçbir şekilde bu sürecin dışında kalmak istemiyor. Savaş lobisinin esas gücünü oluşturan Genelkurmay, Kürt meselesinde politik inisiyatifin esasen kendisinde olduğunu hissettirmek için bütün gücünü kullanıyor. Bu nedenle Kürt coğrafyasında savaş aniden yükselme eğilimine girebilir. Devlet içerisinde farklı politik eğilimlerin Kürt meselesine yönelik politikalarındaki farklılık iç çatışmayı derinleştirebilir.
Politik sonuçları olan gelişmeler gündeme gelebileceği gibi topyekun imhaya yönelik girişimler de masada duruyor. Özellikle Kürt Toplumsal hareketinin bütünlüklü olarak güçlü olduğu ve devletin fiilen işlevsizleştiği bölgelerde, devletin saldırıları ve kontra eylemleri çok boyutlu artacaktır.

Buna yönelik saldırılarla çok daha fazla karşılaşmamız mümkündür. Özellikle Demokratik Özerklik ilanı ile içine girilecek süreçte, devletin farklı politik eğilimlerinin saldırıları daha kapsamlı boyutlarda artabilir. Kürtlere yönelik bilinen klasik inkarcı politik dışında henüz somutlaşan bir durum söz konusu olmadığı için saldırılar devlet adına yapılmaktadır. Bugün sistem içerisinde Kemalist-İslamcı gibi iki farklı politik eğilimin bulunduğu ve bu ikisinin Kürt sorununda stratejik olarak aynı noktada buluştuğu biliniyor. Özerk Demokratik Kürdistan talebinin somutlaşmaya başlamasına paralel olarak saldırıların kapsam da farklı olacaktır. 17 Ekim 2010 tarihinde sınır ötesi hareket için AKP’nin çıkartacağı teskere bunun önemli bir ayağını oluşturmaktadır.

Devlet mevcut gelişmeleri çok yakinen izliyor ve sürecin kendi aleyhlerine döndüğünü farkındadırlar. Gelişmeleri daha somut olarak inceleyip mantıksal kararlar alması çok zayıf bir olasılık, tersine bölünme kaygısı ve telaşıyla kontrolsüz saldırılar daha ciddi bir düzeyde gündeme gelebilir. Bu nedenle tek yönlü analizlere takılmadan çok daha kapsamlı politikaların oluşturulması zorunludur.

Kürtlerin mevcut politik süreci çok iyi okumaları ve gerekli önlemleri almaları da bir bakıma gerekli ve zorunludur. Kürtler yeni bir tarihsel evrenin eşiğindeler. Böylesi dönemlerde verilecek kararlar son derece önemlidir. PKK tek taraflı ateşkesi bir hafta uzattı. Bu yönde talepler de çok yoğun olarak gelecektir. Bir haftalık ateşkesi aslında sekizincisi olarak değerlendirebiliriz. Devlette ise doğrudan veya dolaylı olarak henüz hiçbir adım atılmış değil. Tersine tasfiyeden ısrar ediliyor.
Süreci belirsiz tek taraflı ateşkesin hiçbir yarar getirmeyeceğini, yaşanan deneylerden görüyoruz. Dünyanın hemen her yerinde savaşla ateşkes süreçleri eş zamanlı yürümüştür. Bu nedenle barış görüşmeleri için süresiz tek taraflı ateşkes önerisi hiçbir şekilde gerçekçi değildir. Tek taraflı ateşkesin olduğu bir yerde ‘arabuluculara’ ihtiyaç duyulmayacağını da herkesin bildiği bir realitedir.

Kürtler bu süreçte çok yönlü çözüm politikalarını devreye koymalıdırlar. Özellikle bu özgün süreçleri verimli değerlendirmek, politik etki gücü pekiştirmek ve rejimi bütünlüklü olarak işlevsizleştirmek oldukça önemlidir.

Boykot kararı sistemin Kürt coğrafyasındaki varlığına büyük bir darbe vurdu. Bunun sürekliliğinin devam etmesi oldukça önemlidir. Ana dilde eğitim kampanyası ekseninde okulların boykot edilmesi, çok önemli bir gelişmedir. Bu konuda alınacak başarılı sonuç devletin en önemli stratejik kurumunun işlevsizleştirilmesi, aynı zamanda devletin asimilasyon kurumsal yapısının boşa çıkartılması anlamına gelir.

Bu sürecin başka araçlarla süreklileştirilmesi, yani devletin varlık nedeni olan başka kurumlarının da boykot edilmesi gerekir. Örneğin maliyenin yani vergi kurumlarının, adliyenin yani hukuksal yapısının, üçüncüsü ise askeri gücünün yani güvenlik kurumlarının bütünlüklü olarak boykot kapsamına alınması önemlidir.
Bu boykot kararlarına paralel olarak Demokratik Toplum Kongresi’nin kendi alternatif kurumlarını da yaratması ve işlevli kılması oldukça önemlidir. Buna yönelik çok yönlü hazırlığın yapılması Kürt sorunun çözümü de fiilen yaşama geçmiş olacaktır. Özellikle ikili iktidar sürecine girilmesi, iki farklı iktidar gücünün somut bir realite haline gelmesi, çözüm sürecini çok yönlü hızlandıracaktır.

Ortaya çıkacak fiili durum karşısında uluslar arası güçler çok daha aktif rol almak isteyeceklerdir. Kendileri dışında ortaya çıkacak fiili durum, bölgesel çıkarlarına zarar verebilir. Bunu hesaplayarak, görüşmelere daha somut bir planlama içerisinde ele alabilirler. Türk siyasal sistemi, resimleşen durumu engellemek için çok yönlü saldırılara yönelse de, Kürtlerle müzakere masasına oturmak zorunda kalacaktır.

Masaya oturmak için henüz erken de olsa, bu sürece girilmiştir. Bunun çok farklı aşamaları olacaktır. Önemli olan masaya neyin konulacağıdır. Günlük politik dille söylenenler dışında somut tespitlerin yapılması, kararların alınması, taleplerin çok daha belirgin hale getirilmelidir. Özellikle Demokratik Özerkliğin içeriğinin sosyal bilimciler tarafından çok daha somut bir biçimde formüle edilmesi önemlidir.
gokyuzu9@aol.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.