İNGİLTERE’DEN… Bir nesne olarak kitap

Kaligrafinin yaygın bir sanatsal ifade tarzı, el yazısının  iletişimin en önemli araçlarından biri olduğu dönemde hattatlar arasında el yazısının, insanın bir tür aynası olduğu anlamında deyişler olduğu söylenir. Bunlardan biri şöyledir: “El yazısının güzelliği ruhun güzelliğini yansıtır.” Bir diğeri ise, “El yazısı, kağıt üzerine kazılmış özdür.”  Bu sözlerle ifade edilmek istenen el yazısının, yazanın karakterini, bir sanat eserinin yaratıcısının doğasını dışarı vurmasındakine  benzer bir şekilde yansıtan, sezgisel bir ifade olduğudur. Şüphesiz, eğitim ve deneyimin bu yansıma üzerinde etkisi vardır. Ama, doğuştan gelen bir cevherin de altı çizilmek istenir bu ifadelerle.

Bugünlerde, alışveriş listesi yapmak, yeni tanıştığımız birine email adresimizi not etmek, günlüğe hafta içinde yapılacak görüşme ve işlerin not edilmesi gibi, ayak üstü karalamalar dışında kalemi elimize aldığımız ender oluyor. Pratik olarak el yazısının yaşamımızdan yavaş yavaş çıkması ve kimliğimizin giderek daha yaygın bir şekilde rakamlarla ifade edilmesinin aynı döneme rast gelmesi tesadüf olmasa gerek.

Günümüzde yazışmaların çoğu, okuduğunuz bu yazı gibi, Microsoft’un ‘Times New Roman’ yazı dizimiyle yazılır. Eğer yanlış hatırlamıyorsam Orhan Pamuk bir yerde, hala elle, bir dolma kalemle yazdığı söylüyordu. Yine de, el yazısıyla kitap yazan çok fazla yazarın kaldığını da sanmıyorum. Ne ki, kitap “yaratmak” plastik sanatlarda  yaygın olarak kullanılan tarzlardan biridir. Çağdaş sanatçılar arasında bir kitap denemesi “yapmamış” bir sanatçı neredeyse yoktur demek çok yanlış olmaz. Dikkat ettiğiniz gibi, kitap yazmaktan değil, kitap ‘yaratmak’ ve ‘yapmak’tan bahsettim. Çünkü sanatçıların yarattığı kitaplar her zaman okunmak için yapılmış olmayabilir. Böyle yaratılmış bir kitap, yazı ve imgenin çoğu zaman birleştiği, sözcüklerin anlamlarından çok görselliğinin öne çıktığı, içerik ve biçimin aynı düzlem üzerinde çakıştığı bir sanat eseridir.

“Hat sanatını tarif ediyorsun” denebilir. İki noktada farklıdır modern sanatın kitapları. Birinci ayrımın, çıkış noktasında olduğu söylenebilir. Bu, İslam sanatında gelişen hat sanatının, estetik değerleri yanında işlevsel yanının olmasıdır. Aslında birinci özelliğinden doğan diğer farkı ise, İslamla özdeşlenen kaligrafide, sanatçının çalışma çerçevesinin daha baştan belli olmasıdır. Süslemesi ve tarzıyla (sittesi) belli bir serbestliği olsa da sonunda, okunabilecek bir kitap yaratmak zorundadır hattat. Modern sanat içinde gelişen kitap tarzında ise, böyle bir sınırlama yoktur. Sanatçı, kitabı istediği malzemeden, istediği şekilde üretebilir. Sözcükler yerine imge kullanabilir. Görselliğin sözcüklerin yerine geçtiği bu kitaplarda, harflar, mürekkep ve baskı işlemi de doğal olarak eserlerin ham maddesine dönüşür.

Gerçekte, tarihsel olarak resim sanatının ilk konuları arasında, din, mitoloji ve tarihle ilgili yazılı metinleri, anlatılan hikayeleri görselleştirmek vardı. Bugün bile, tarihi kişi ve olayları, çoğu zaman da farkında olmadan, bu ressamların yaptığı resimlerden biliyoruz, tanıyoruz.

Romalıların, metinlerin yazıldığı parşömenleri bir araya getirerek ilk defa, bugün bildiğimiz formatına benzer bir kitabı yaratmasından sonra kitap, matbanın bulunmasıyla birlikte, her eve girmişti. Kitabın yaygınlaşması ve bunların illüstrasyon ve resimlerinin yapılması ihtiyacı, sanatçılar ve yazarlar arasında bir işbirliğini gerektirdi. Ancak bu işbirlikte, 20. yüzyılın başına kadar, daha çok yazarın sözü geçiyordu. Sanatçı, metnin anlaşılmasını kolaylaştıracak bir şekilde, yazarın istediği doğrultuda resimlerini yapmak zorundaydı. Yani, sanatçının yaratma özgürlüğü yazarın metniyle sınırlıydı. Oysa sanatçılar için yazılı bir metin, renk, şekil, biçim, tasarım ve dokunun yanında sadece başka bir öğeydi. Metnin anlamına odaklanması kolay değildi ressamın. Yazar ve ressam arasındaki bu gerilim, 20. yüzyılın başlarında Fransız sanatçıların “sanat kitabı” ya da “sanatçının kitabı” dedikleri kitap biçeminde bir sanat formatı geliştirmeleriyle bir ölçüde çözüldü. Kitap artık, resimli bir metin değil, sözcüklerin bir ilham kaynağı ve biçemin bir unsuru olduğu bir sanat nesnesiydi.

Kitap formatının modern sanatın bir ifade tarzına dönüşmesi sürecine, İslam hat sanatının etkisi de şüphesiz eklenmelidir. Batı sanatı içinde gelişen bu sanat tarzının, İslam hat sanatından bağımsız, ondan habersiz ortaya çıktığını ileri sürmek herhalde doğru olmazdı.

Kavramsal ve pratik, tüm bu farkları görebilmek için Londra’da Victoria-Albert Müzesi’nde yeni başlayan, “Blood on Paper” sergisini gezmek gerekir. (*)

Aralarında Picasso, Matisse, Alberto Giacometti, Beuys, Louise Bourgeois, Anthony Caro, Jean Dubuffet gibi modern sanatın devleri yanında, Bacon, Daniel Buren, Ed Ruscha, Damien Hirst gibi yakın döneme ait çağdaş sanatçıların da yer aldığı, gösterişsiz ama ilginç bir sergi “Kağıt üzerinde kan” ya da “Kanlı Kağıt”.

Sergi küratörlerinden biri olan Elena Foster katalog yazısında, serginin adındaki ‘kan’ın, sanatçının tutku ve enerjisini sembolize ettiğine değiniyor. Sergiyi gördükten sonra ‘kan’ın, sanatçının kitap yapma sürecinin uzunluğu ve inceleğine de gönderme yaptığına tanık oluyorsunuz. Yoksa, sembolik anlamları dışında kanı, ancak Ed Ruscha’nın “Stains” (Lekeler-1969) adlı, her sayfasını kan, mum, ot, tütün, süt, yumurta sarısı gibi organik maddelerle sıvadığı kitabında görmek mümkün.

Günümüzde el yazısı yanında, okumanın da ana kaynağı sanal ortama kaydı. İmge ve metinler giderek artan bir oranda elektronik bir şekilde yayılıyor. Bu bağlamda da kitaplar, ‘cismi’ niteliklerinden çıkıyor. “Okunduktan sonra, nerede, nasıl okunduğunun ne önemi var.” denebilir. Doğru da olabilir. Ancak kitaplar, sadece içinde yazılı olan metnin iletişimini sağlamaz. Fiziksel varlıklarıyla kitaplar, yazar, okuyucu ve içerik üçlüsünün bir cisme bürünmesine yardımcı olur. 

Her şeyden önce bir nesnedir kitap. “Kitap, kapağından belli olmaz.” sözünde, çeşitli alegoriler dışında, kitabın bu cismi kütlesine de bir atıf bulabiliriz. Serginin broşüründe de belirtildiği gibi kitap, “Bir otorite, süreklilik ve ‘kültür’ açığa vurur.” Bilgisayar ekranında bir yazı okumakla, bir kitabın okunması arasındaki en temel fark, eller arasında tutulan kitabın fiziksel varlığıdır. İşte bu fiziksel varlığın, sergi küratörünün de vurguladığı gibi, “belleği uyarma, belli bir düşünce alemini ifşa etme ya da bir diyaloğu teşvik etme gücü vardır.” Bu bağlamda sergi, kitap düşüncesinin tarih boyunca nasıl değiştiğine de dikkat çekiyor. Bir kitap geleneksel anlamda, sayfalar dolusu bir yazıyı içerebileceği gibi, bir nesne olarak, sembolik bir hazine de olabilir diyor. “Kitapların içinde kaybolmak”, çok kitap okumak anlamında bir benzetmedir. Bu sergideki sanatçı kitapları, kitapların içinde kaybolmadan önce onları bir nesne olarak da incelememizi istiyor.

Sanatçıların kitap üretme dürtüsü de, çoğu zaman kitabın bu fiziksel kütlesinden doğar. Bu sergide yer alan sanatçıların çoğu  kitabın bu, fiziksel nesne ve bir fikir olma özelliğinden yola çıkarak kitap yaratmışlar. Her kitabın, daha eserin yanındaki açıklamayı okumadan yaratıcısının ismini haykıran bir özgünlükte olması belki de bu nedenle. Geleneksel baskı teknikleri ya da elle üretilmiş kitaplar yanında, sürprizler de var sergide. Richard Long, doğadan aldığı çamuru direkt sayfaların üzerine aktararak ‘baskı’ gerçekleştirmiş. Alselm Kiefer, tuvallerinde de görmeğe allıştığımız, topraktan sayfalar yaratmış. Anish Kapoor, bir kağıt yığınını laserle keserek, tamamen üç boyutlu mistik bir kütle yaratmış. Louise Bourgeois’nın kitabında ise, kumaş sayfalar, kağıdın yerini almış. En ilginç eserlerden biri de, Çinli Cai Guo-Qiang’in barut tozuyla desenler çizdiği, sayfaları yakarak şekillendirdiği kitabı. Barutu bulan bir ulustan gelen Qiang, tarihi değiştiren bu buluşun, hem yıkıcı, hem de yapıcı ve eğlendirici olabileceği gerçeğinden yola çıkmış. Barut, bayram ve kutlamalarda havai fişek olarak kullanılabilir. Diğer yandan, savaşta yok etmek, öldürmek, yıkmak için de kullanılabilir. “Tehlikeli kitaplar: İntihar Fişekleri” serisinde Qiang, barut ve kavı birleştirerek, açtığınız takdirde patlayan, kendini yok eden kitaplar üreterek, içinde yaşadığımız çağın da güzel bir metaforunu yaratmış. Okuyucuyu yaşamsal bir ikilemle karşı karşıya bırakmış: Kitabı açıp okumak ve yıkımı, yok olmayı getirmek ya da bilgiden uzak durmak, cahillikten yavaş yavaş ölmek. Yaşamı tek bir kitapla açıklamaya kalkanlar için mükemmel bir kitap hazılamış.

Anselm Kiefer’in, yaprakları 2 metreye yakın uzunlukta kurşundan yapılmış diğer kitabı ise, geleneksel kitap fikrinden oldukça uzakta, bir heykel formatında. Yaprakları üzerinde astronomik bilgiler, yıldızların hareketleri çizilmiş bu kitap, cismi kütlesiyle, ne olursa olsun yaşamımızdan kitabın çıkmayacağını söylemek istiyor herhalde, en azından umuyor. Bu sergideki kitapların izleyicide yarattığı genel duyguyu sanırım bu iki kitap özetliyor. Hiç birini elinize alıp, bir kitapçıda yaptığınız gibi karıştıramıyorsunuz. Camekanların arkasındaki bu kitaplar değerli bir mücevher gibi seyrediliyor. Günümüzde bilginin gelişimi ve kullanımı arasındaki paradoks da işte burada gizli. Qiang’ın akıllıca ortaya koyduğu ikilem arasında.

——————————————————————————–
“Blood on Paper-the Art of the Book” sergisi 29 Hazirana kadar Victoria-Albert Museum’da.

(*) http://www.vam.ac.uk/collections/contemporary/bloodonpaper/index.html

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.