Referandum’da ‘Evet’ oy kullananları merak ediyorum!

17 Ekim tarihli Vatan gazetesinde şu haberi okuduğumda, hem hiç şaşırmadım, hem de çok şaşırdım. Haber şöyle: “Demokrat Yargı’dan HSYK Balonları!” Haberin alt başlığında ise, şu ifade yer almakta: “Hakim ve savcıların HSYK üyeliği için sandık başına gittiği gün, referandumda ‘evet’ kampanyası yürüten Demokrat Yargı Derneği eş başkanı O.E.’den sürpriz çıkış.” Bu zata göre, üyelik aşamasında hükümet yandaşlarının aday olup seçilebilmeleri için bakanlık çok çeşitli baskı yapıyor, ziyafetler veriyormuş! Bu haberde şaşılacak hiç bir şey göremiyorum. Zira, bürokratik baskı ve engellemeden şikayet eden hükümetin amacı zaten yeni oluşum yaratarak, yandaşlarını sisteme oturtmak değil mi idi! Aksi halde, var olan ve hükümetin şikayet ettiği oluşumda yer alan hukuk insanlarının bilgisiz ya da hükümete kasıtlı davranan kişiler olduğu düşünülüyordu şeklinde bir yorum yapılabilir ki, bu yorum kesinlikle geçerli olamaz. Hatta, eğer bu yorumun doğruluğu kabul edilirse, yeni oluşumda yine bilgisiz ve hükümet aleyhtarı kişilerin gelmeyeceği nasıl garanti edilebilirdi! Demek ki amaç, kurumları “liyakat sahibi” kişilerle değil, “sadakat ehli” kişilerle donatmakmış. Yukarıdaki haberde şaşılacak nokta ise, Demokrat Yargı mensuplarının nasıl bu denli saf olduklarıdır! Bu kadar saflık, hükümet yandaşlığı politikasının perdeleme aracı olarak kullanılmıyorsa, ancak eğitimle izah edilebilir!

AKP, hedeflediği yeni anayasa çerçevesi konusundaki suskunluğunu ısrarla sürdürmektedir. İlk etapta, anayasanın değiştirilmesinde önemli engel oluşturabilecek yüksek yargının denetim altına alınması gerekiyordu. Son atamada Anayasa Mahkemesi üyesinin medyaya yansıyan şaşkınlık ifadeleri geleceğe ışık tutmaya yetmektedir; hedefe yaklaşılmaktadır! AKP, hedeflediği programı, salam politikasıyla uygulamaya koyarken, seçimlerden önce yeni bir anayasa projesine girişmemekte, bu konuda en ufak bir bilgi sızdırmamakta ve hedeflediği amaç doğrultusunda da tutarlı davranmaktadır. AKP, hedeflediği büyük değişimi, bir anda gerçekleştirmenin zorluğu karşısında, toptan anayasa değişikliğine gitme yerine, parçalı ve tedrici değişikliği yeğleyecektir. Demokrat Yargı derneği’ni hiç değilse bu konuda saf davranmamaya davet ediyorum!

Acaba, asıl hedef nedir! Emperyalizmin Türkiye üzerindeki amaçları ile, Türkiye’de baskılanmış gericiliğin uyanmasının birleştiği günümüz koşullarının yürüyüşünde geleceği tahmin etmek zor olmamakla beraber, siyasî liderlerin başlarını yastığa koyduklarında ne düşündüklerini ya da aile efradı ve yakın çevreleri ile konuştuklarında neyi nasıl ifade ettiklerini çok merak ediyorum. Gerçi düşünce ile birey suçlanmaz, ama düşünce eyleme sokulacak ise, hele de bu düşünce güçlü bir sayasî liderin ya da ekibin kafasında ve tüm toplumu ilgilendiren bir proje ile ilgili ise, tahmin edilmesinde yarar olur, diye düşünüyorum. Diyelim ki, teknoloji o denli ilerlese ve insanların düşüncelerini okuyan bir cihaz geliştirilse ve bu cihaz, politikacıların mal beyanında bulunma zorunluğu gibi, her an politikacının düşüncelerini okuyup, Internet ortamında kamuya açıklasa, fena mı olur!

Politikacıları böyle bir açıklamaya zorlamak kişisel haklara ve gizliliğe saldırı sayılmaz. Zira, fikirlerini açık etmeden, uygun zaman ve mekan kollayarak, fikirlerini uygulamaya sokan politikacılar, önceden önlem alma olanağı bulamayan bireylerin kişisel haklarına saygısızlık yapmış olmaktadır. Bu duruma asimetrik stratejik konum adı verilir. Sokrat’ın ünlü “Savunma”sındaki düşünce özgürlüğü felsefesini, emperyalizmle işbirliği içindeki AKP’nin düşünce ve eylem gizleme cinliği ile karıştırmamak gerekir.

Siyasî kararların ya da eylemlerin arkaplanını deşifre edebilmek için teknik icatları beklemeye gerek yok aslında. Politkacıların proje ve eylemlerinin arkaplanını, belirli yanılma payı ile, tahmin etmek ve öngörülen sonuçları kamuoyu ile paylaşmak olanaksız değildir. Toplumsal ve çevresel güç denge ve ilişkileri ve genel gidişatın ileriye doğru ekstrapolasyonu yoluyla böyle bir tahminde bulunulabilir. Ancak; egemenlerin siyasiler eli ile uygulamaya koymaya çalıştıkları politikaların engellenmemesi için, böylesi tahmin yürütme işlemi “komplo” ollarak yaftalanarak, bir bakıma dışlanmakta ve köreltilmektedir. Komplo yapmakla suçlananlar ise engellenmekte, hatta aşağılanmaktadır. Oysa, komplo yaklaşımına dayanmak, anlamlı ve makul gerekçeler ya da önsezilerle geliştirilmesi koşulu ile, anlamlıdır ve gizli geliştirilen süreçlerde fevkalade yararlı ve yol göstericidir. Politikacıların zihnini okuma gayreti, yani “zihin okuma” niçin ayıplanır ve yasaklanır, çok merak ediyorum!

Merak ettiğim diğer konu ise, komplo yaklaşımına müstehzi bir eda ile bakan ve son referandumda “evet” oyu kullanan, dibine ışık veremeyen “karanlık aydınlar” gürûhunun şimdilerde ne düşündüğüdür. Toplumu aydınlattıklarını zanneden bu gürûhun, darbeci ve işkencecilerden hesap sorma aldatmacası altında, kuklanın iplerini ellerinde tutan sermayenin aklanmasına göz yumulma konusunda; Anayasa Mahkemesi’ne atanan yargıcın basına yansıyan beyanatı üzerine; Burhan Kuzu’nun laiklik kavramı üzerinde yeniden düşünülmesi gerektiği konusundaki kehaneti konusunda; toplumda ulu orta cirit atan ve sosyal devletin yokluğundan yararlanarak, para karşılığında gençleri köleleştiren karanlık emelli tarikatler hakkında; YÖK başkanının türban konusundaki sathî düşüncesi ve üniversitelere sivil polis yerleştirilmesi hakkında ne düşündüklerini; bütün bunların yanında da, tüm bu karanlık aydınlık çevrelerin emperyalizmin ve emperyalizmin uşağının uşağı olma konusunda nasıl bir kişisizlik gösterdiklerini algılama yeteneğine sahip olup olmadıkları konusunu çok merak ediyorum! . Ruhunu kaybedeb bireyin leşden farkı kalır mı!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.