Sahte dünyaların dayanılmaz ağırlığı…

Abuk subuk bir nedenle ölüp gitmiyoruz… Ya da, birkaç hafta içinde köşeyi dönmüyoruz… Veya ne bileyim, dengemizi tümden yitirip, ne oldum delisi olmuyoruz, vs…


Neden mi böyle saçma sapan şeyler düşünüyorum?…  Geçen gün önce internette, sonra da tv kanallarında duyduğum bir haber beni böyle abuk düşüncelere itti. Kanalların ekranlarında, gazete ve dergilerin sayfalarında adeta gözümüze sokulan programların kahramanlarından biri olan “Kaynana Semra Hanım“ın oğlu Ata, Adana’daki otellerden birinde ölü bulundu (biliyorsunuz veya bilmiyorsunuz). Her ne kadar o tür programlara ve kahramanlara antipati duysam da, ya ekranlardan, ya gazete sayfalarından gözüme takılan bu habere üzüldüm… “Medya, yine genç bir insanın daha hayatını kararttı“ diye düşündüm ister istemez. Hani şu, hükümetler düşüren, başbakan değiştiren, ülkenin geleceğinin adeta ona endeksli olduğu görkemli medyamız… Peşinden yüzbinleri sürükleyen, rating uğruna tüm ahlaki değerlerimizi ve geleneklerimizi hiçe sayan “Devletin içindeki devlet…“


Bir düşünsenize; hemen her kanaldan adeta fışkıran, sinir hastalıklarına neden olacak denli düzeysiz ve kışkırtıcı programlarla hiç te hakları ya da alakaları olmadığı halde, bir yerlere getirilen, ardindan paldır küldür indirilen, gözleri kimseyi görmeyecek, kalpleri kimseyi sevmeyecek kadar körleştirilen insancıklarımızın dramlarını… Yüzlerce örnekleriyle bir virus gibi toplumumuza yayılan yoz, dejenere,  insan modelini bizlere adeta enjekte eden medyamız ve bunların cazibesine kapılarak, öz yaşam biçimlerini reddeden, kendini sahte dünyalara bodoslama atıveren yurdum insanı…


Onlara asla kaldıramayacakları denli ağır gelen, tüm yaşamlarını altüst eden bir dünya sunan medyanın önce star yaptığı, sonra yok ettiği “Kaynana Semra ve oğlu  Ata“ trajedisi bizlere ibret verici ne ilk, ne de son örnek. Öyle sanıyorum ki, nefretle sevilen (!) “Kaynana Semra Hanım“, herhalde şimdi çok pişmandır, onlara bir kaç numara büyük gelen sahte dünyaya girmekten, bu çirkef ve tiksindirici dünyada biricik oğlunu kaybetmekten…


Medyanın gücünü bu kadar pervasızca, insafsızca kullanmasına, salt reklam ve rating uğruna insanların hayatını hiçe saymasına daha ne kadar seyirci kalacağız bilinmez… Görülen o ki; bu düzen böyle devam ettiği sürece, daha çook “damat“ ve “gelin“lerimiz, gerçek mutluluğu yaşayamadan, bir “Sinderella“ örneği geldikleri, daha doğrusu getirildikleri bu sahte dünyada yitip gidecekler… Tv’ye çıkmakla ailesinin namusunu beş paralık ettiği için öz oğlu tarafından öldürülen annelerin, ilaçla uyutulup tecavüz edilen (!) ve günlerce medyayı meşgul eden “konu mankenlerinin“, giysi değiştirir gibi eş, sevgili değiştiren sanatçı (!) larımızın ve onları yaratan medyanın yönlendirdiği bu sahte dünyanın toplumumuzda her gün açtığı derin yaralara nasıl bir tedavi yöntemi uygulanacak, bunu kestirmek zor. Korkumuz odur ki; gittikçe kangrenleşen bu yaranın artık tedavilere de cevap vermeyeceği…


Başınız sağ olsun Semra Hanım… Oğlunuzun ölüm haberini duyunca “Hiç üzülmüyorum, ben asker kızıyım, oğlumu şehit verdim“ demişsiniz. Heralde oğlunuzu kime, neye şehit verdiğinizin de bilincindesinizdir. Oğlunuzu öldüren medya, onu mezara koyarken de yanıbaşınızda olacaktır, kuşkunuz olmasın… Tıpkı Mafya filmlerindeki sahneler gibi…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

4 + 7 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.