Yalnızlık cehennemdir…

Bu yazıyı çok sevdiğim, can dostum Ayşe Nil Tahralı için yazıyorum… Daha önce ölümü üzerine bir yazı yazmıştım ama bu yeterli olmadı ona hissettiklerimi anlatmam için… Daha doğrusu ona olan borcumu ödemek için…

Yalova’da, sahilde bir yazlık ev; olanca güzel deniz manzarası ve önündeki ağaçların ördüğü dantel güzelliğindeki doğal panoromasıyla; o her gün bu güzelliğe doya doya tadını çıkaracak bir gönül gözüyle bakabiliyordu; çünkü yaşamı çok seviyordu… 

Ve insanları… kendisini yok saysalar da, onun hiç farkında olmasalar da, kocaman, kocaman bir yürekle seviyordu insanları… Bu yüzden yalnızlık cehennemdi onun için ve o bu cehennemi her gün yaşıyordu …

Şiirler yazıyordu, öyküler, romanlar… Tek isteği anlaşılmaktı… Birinin çıkıp ‘sen neler yazıyorsun böyle’ dediğini duymak… Ya da sadece yazdıklarının birileri tarafından okunduğunu, önemsendiğini hissetmek…

O ki yıllarca kendi kabuğunda, kozasında örmüştü duygularını, düşüncelerini… Yaşam dışarıda farklı kulvarda koşarken o kaplumbağa hızıyla sürünmüştü iç dünyasında… Duygular birikmiş birikmişti… Kendi gerçeğine tutundukça gerçek dünyadan kopmuştu yıllarca; arzularını, isteklerini, beklentilerini hep ertelemiş, hayata geçirilememiş bir varoluşa mahkum etmişti kendisini…

Bu yüzden onun yalnızlığını anlamak belki bir çok insan için kendi yalnızlığına dokunmak olacaktır şu anda…

Çok varlıklı bir ailenin, eğitimli bir kızıydı. Ankara, Siyasal bilgiler Fakültesinden mezundu. Zekiydi, yetenekliydi, alımlıydı… Kısa bir süre de olsa devlet bürokrasisinde önemli görevleri olmuştu, bunlar ayrıntı belki… Önemli olan içinde inanılmaz bir okuma ve yazma aşkı bulunmasıydı…

Bir çocuğunu trafik kazasında kaybetmesi, Menderes zamanında DP milletvekili olan babası ve dayısının yargılanmaları ve varlıklarının önemli bir kesimini yitirmeleri , o süreçte yaşanan zorluklar, kötü bir evlilik ve bu evlilik süresince üretkenliğinin yaratıcılığının kısıtlanması ve yazı yazmasına karşı eşinin aşırı olumsuz tutumu, tüm bunlar onu sonunda bir patlama noktasına getirmiş ve akli dengesini yitirmişti…

Onun “Kaçıklık Diploması’ adlı eseri kendi deyimiyle ‘delirmesinin’ hikayesidir.
Bir insanın açık kalplilikle ‘ben delirdim’ diyebilmesinin cesareti onda vardı ama bunu demenin ardından gelecek yalnızlığı göğüsleme gücü, işte o yoktu Ayşe Nil’de… Çünkü o sevgi ve duygu alış verişiyle yaşayabilen bir insandı… Merhaba diyenleri olmalıydı onun. Evine gelenlere zeytinyağlı dolma pişirmeli  hünerli elleriyle, bir yandan da bir en bilge sohbetleri, en entelektüel içerikli tartışmaları yapabilmeliydi onlarla…

Çok ilginç fikirleri vardı ve bunları çok önemsiyordu, önemsenmek istiyordu…

Ama insanlar acımasızdı… Bir kere kendisi ilan etmişti ya deliliğini ve kendi elleriyle kafasına geçirmişti ya deli gömleğini, bunun geri dönüşü yoktu; artık ne derse desin, ne kadar akıllıca şeyler söylerse söylesin ‘delidir ne dese yeridir’ diyorlar ve onu ciddiye almıyorlardı…

Zengindi, yazdıklarını bastırmakta bir sorunu yoktu. Defalarca sömürülmeyi göze alarak, yayıncısının borçlarını bile ödeyecek kadar kendini kullandırarak, en önemlisi tüm insanca duygularının incitilmesine izin vererek, edebiyat dünyasında yer edinmeye çalıştı; tutunmak, bir isim olmak için bütün yüreğini, maddi, manevi bütün gücünü ortaya koydu…

Ama insanlar ‘bana mısın’ demediler, ciddiye almadılar sessiz çığlıklarını. ‘delidir ne derse yeridir’ demeye devam ettiler…

Yüzüne karşı pohpohladılar onu, kendi parasıyla ona şatafatlı imza günleri düzenlediler, o günlerde etrafında pervane döndüler… Sürekli bir şeyler için para istediler o da hiç düşünmeden verdi istediklerini…

“Paranın ne önemi vardı ki, sonunda okunacaktı, tanınacaktı, okurları, sevenleri olacaktı ya…”

Bunların hiçbiri olmadı… Gelen sömürdü, giden sömürdü… Kimi sahte dostluğuyla üzdü, kimi ilgisizliği, aramaz, sormazlığıyla…

Tekrar hastalandığında kimsenin haberi bile olmadı. Bir zamanlar onu televizyon programlarına çağıranlar, hayatını filme çekenler, kitaplarından övgüyle bahsedenler, hiç kimse bilmedi onun sessiz sedasız aramızdan ayrılışını…

Oysa o çığlık çığlığa bağırmıştı yalnızlığını… “Bakın ben delirip iyileşmeyi başaran bir insanım, sizlerin sevgisine ihtiyacım var, bu yüzden tüm açık kalpliliğimle deliliğimin hikayesini yazdım, şimdi iyiyim ve iyi kalabilmek için sizlerin bana güvenine, ilgisine ihtiyacım  var, okunmaya, duyulmaya, merak edilmeye ihtiyacım var” böyle  haykırmıştı yalnızlığını ama duyuramamıştı kendisini…

Yalnızlığının cehenneminde kavrulup gitmişti güzel bir insan…

Ruhu şad olsun…
________________

*Yrd. Doç. İ.Ü İktisat Fakültesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

one × 5 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.