Güvenlik kaosu…

Şöyle ki, boğucu ve acaip bir güven içinde hissettiriliyorsunuz ve gözaltında olmaktan dolayı tedirginsiniz… Yani devamlı tetiktesiniz ama hesapta güvendesiniz… Paradoksal bir mekanizm… Dünyada güvenliğin bu duruma gelmesine katkıları olan otoriteler sizin güvenliğinizi sağlıyorlar… Kavanoza kapatılmış labaratuvar deneği kadar hürsünüz…


Londra’da 4.2 milyon kamera ile her santimetrekare taranırken ve 14 kişiye bir kamera düştüğünü bilirken, siz özgürce tadına varabilir misiniz güzelliklerin, sevgilinizle dolaşmanın, aşk yaşamaya çalışmanın? Güneşli bir havanın coşkusunu alabildiğine hissedebilir misiniz? Kameraların karşısında, açmaya çalışan bir bahar dalı, yaşam sevincinize taze bir soluk verebilir mi? Çocuğunuzun elinden tutup getirdiğiniz parkta, o güven kaygısı duymadan oynarken, dalıp gitmez misiniz onun geleceğinde dünyanın ne hale geleceğine… Hele duyarlıysanız yandınız… Zaten bu dünya artık duyarlının dünyası değil…


Bir de işin cabası, Amerikan güvenlik ajansının İngiltere üzerinden telefon trafiğini takibetmesi,  veri gözetleme sistemi ile kredi kartlarının, cep telefonlarının ve süpermarket indirim kartlarıyla yapılan alışveriş tercihlerinin takibediliyor olması…


Güvenlik çemberi, digital müziğin akustiği öldürmesi gibi birşey… Depremle yaşamaya alışmak gibi… Her an birşey aslında güvende olmadığınızı hatırlatıyor… Metroda bir güvenlik anonsu, bir polis arabasının sinir bozucu sireni… Uçağınıza binene kadar çektikleriniz, uçaktan inene kadar ki tedirginliğinizi tetikliyor… 70 lerin tozpembe dünyasında, çiçek çocuklarının başkentinin simgesi, romantik kırmızı iki katlı otobüslerin içinde, soğuk kameralar ve buz gibi ekranlar var şimdi… Ne kadar zorlaştı ve yozlaştı yaşamak…
 
İşin ilginç  tarafı, çoğu önlemin aslında vukuatı engelleyecek bir önlem olmadığı… Alınan önlemlerin çoğu, testi kırıldıktan sonra faili yakalama amaçlı…
 
Havaalanlarında doruk noktasına çıkılıyor güvenliğin… Heatrow havaalanında yolcuların % 20 si güvenlik kuyruklarının uzaması nedeniyle uçaklarını kaçırabiliyorlar… Şimdi uçaklarda yanınıza sıvı almak yasak… Yarın parfüm sürmek yasaklanacak, öbürgün ilaç almak… Ve kervanlarla olacak ulaşım belki gelecek yüzyılda… İnsan hakettikçe Dünya ilerliyor !


Dünya bu hale getirildi ve yaşam alanları her geçen gün daralmakta… Şiddetin, terörün, deformasyonun acısını insanlar çok yönlü olarak çekiyor… Dünyanın kutuplara ayrıştırılması, sadece kutuptakileri değil, herkesi tetikte bir yaşam sürmeye zorluyor…  Bu durumun insanların bilinçaltlarında ne gibi kalıcı bozukluklar yarattığı daha ilerde anlaşılacak… Silahların, şiddetin, kontra şiddetin ve her an patlayabilecek bir olayın gölgesinde ne kadar keyif alabilirsiniz güzelliklerden, tabiattan,  aşktan, yaşamaktan… Ne kadar sevebilirsiniz insanı? Sadece büyük şehirlerde değil bu sendrom… Himalayaların tepesindeki sevgi havarisi mistik Tibet’liye bile rahat yok… Krishna’ların bile yüzünde nur kalmadı…


Bir nesil sonra dünya nüfusunun belki yarısı savaşan topraklarda doğacak… Savaş muktedirleri, dünyayı ayakta tutacak en kudretli yörüngenin sevgi olduğunu kavrayabilselerdi, sevgi pamuklara sarılarak saklanırdı, özel sevgi seraları hazırlanırdı geleceğin dünyasının sahipleri için, savaş tohumları ekileceğine… O zaman bunca boğucu güvenlik çemberlerine gerek olmazdı. Derin nefes alabilirdi insanlık…


Daha çok öldürebilme yetisi olanların zaferler kazandığı, yaşam gaspçılarının savaşçı zihniyetlerce taçlandırıldığı ve sahiplenildiği, daha az öldürenin kaybettiği,  zafer ve mağlubiyet ölçeğinin bu olduğu bir dünyanın varolmayı ne kadar hakettiği tartışılır… Bozulan zamanın hoyrat boyutuna direnen ve onca adalet erozyonuna rağmen, kırıntıları ile dahi bu gezegene hala dönmeyi hakettiren bir enerji kaynağıdır sevgi… Ama hayatın çatışma meydanlarındaki çapraz ateşler altında,  insani niteliklerin öğütülmesinden dolayı, duygulara zaman ayıramayan ve sevgiyi ıskalayan bir beşer olduk artık… Herkes birbirinden rövanş alma güdüsünde…


Maddenin mekanikleştirdiği dünyalarda bu doğal bir süreç zaten… Çarpacağı duvar da belli… Ama bizim gibi tevekküle teşne milletlerde dahi sevgisizliğin hızlandığını, şiddetin, bir nevi seri öcün ve kaba kuvvetin hakim olduğunu gözlemlemek acı… Erdem kalelerinin tek tek zaptedilerek sevgisiz insanların işgali altına girmesinin sonu bu olacaktı ve oldu… Ve kana doymayan obur gezegen, emerek tükettiği sevgi nüvesini yokediyor… Tıpkı beşerin, doğal bütün ekolojik kaynakları yokettiği gibi…  Belki de gelecek nesiller için sevgi,  su kadar kıymetli bir yaşam öğesi olacak… Ne olduğunu anlamaları için numune sevgi bahçeleri bırakılabilmeli gelecek nesillere…  Keşke sevgi zamanında keşfedilip, korunabilseydi de şimdi bizlerin böyle korunmamıza gerek kalmasaydı…


Artakalan duru sevgi tortuları ile kısır da olsa mutluluğu yakalayabilen ve yakaladıklarıyla yetinebilen nesli tükenmiş insanlar devam ettirebilir ancak barışçıl dünyaları… Kudretin madde ile ölçüldüğü bir gezegende, maddenin esir aldığı sığlıkların insanı değilseniz ne mutlu… Bu görev sizin…


Karşılık beklemeden serpilen iyiniyet tohumlarına gelecek nesillerin daha çok ihtiyacı olacak… Evrenin bu adasında konaklayan insanlar, gezegenin kötülüklerine bağışıklık kazandıkça ve çarka kapıldıkça, saf sevgilerin güvenli limanında değiller artık… O noktada içten hisler yok, duygu yok, duyarlılık zamana ters, hassas olan yalnız… Bir ruh arayışının, bir his dışavurumunun, bazen bir derin şefkatin, bazen bastırılmış güdülerin, bazen engin bir aşkın izdüşümü değil artık çağa taşınan ve evrimi tıkayan alüvyonlar… Ünlü kızılderili şefi Seatle’ın dediği gibi, yaşamın sonu, yaşamaya çabalamanın başlamasıdır… İşte çabalamalar başladı tutunacak bir dal bulmak için…  Onca sele karşın… 


Maddi ve mevkisel ihtirasların kısır çekişmeleri ile hayatın sevgi dokusunu ıskalayan insanların, zorbalıklarla edindiği çorak topraklarda değil, el değmemiş adalarda küllerinden doğmalı sevgi dünyası…


Bugün insanlığın güvenliği için sarfedilen organize, paranoyak çabalar, dünyanın ve insanlığın bozulmaması adına sevginin kavranması ve yeşermesi için organize olabilselerdi zamanında, güvenlikle ilgili bu kadar organizasyona gereksinim olmazdı.


Dünya insanı, beşinci element sevgiyi ıskaladığı için sonunu getiriyor kendi dünyasının. Önce yokediyor güzellikleri, gezegeni ve insanlığı… Sonra korumaya alıyor… Kameralarla… Düştüğü hali, tarihe tanıklık etsin diye çekerek ve kaydederek…


Oysa en güzel koruma metodu, muhteris odakları karantinaya almak…

694100cookie-checkGüvenlik kaosu…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

4 × 2 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.