Hoş Bir Seda-Mind the gap

İstisnasız, hepimiz, kalbimizin bir uzak diyarında, değişik sevgilere ev sahipliği yaparız. Bu, kiminde bir sevgilidir, kiminde bir dost, kiminde bir yoldaş. Kimi şanslı olanlarımız da hepsi vardır bunların. Sevdiklerimiz; hiçte uzak olmadıkları yüreklerimizden, günün ya da gecenin bir anında çıkar gelir, kalbimizin kapısını tıklatır, duyarız; seslerini, gülüşmelerini, içimizi sızlatan sitemlerini. Onların hoş sedası doldurur içimizi.

Londra’da metro istasyonlarının girişlerinde günlük, ücretsiz, bırakıldığı köşeden, yolcuların trene binerken aldığı ve gideceği istasyona kadar kabaca göz gezdirdiği, ineceği istasyona vardığında, oturduğu koltukta bıraktığı gazeteler vardır – mutlaka böyle olması gerekmiyor-.Ayakta yolculuk yaparken olur da sıra sana gelir, oturursan o gazetelerden biri boş koltuğun köşesinde bir önceki yolcu tarafından terk edilmiş burukluğunda karşılar seni. Gazeteyi; baktığın resimlerden, hızlıca okuduğun haberlerden, unutmayacağın hiç bir bellek kalıntısı edinmeden bu kez sen gözden geçirirsin. Sen de ineceğin istasyona vardığında, görevini yapmış edasında, gazeteyi bir sonraki okuyucusuna bırakacak şekilde, oturduğun koltuğun kenarında terk eder, günlük koşturmacaya dalarsın.

 Ama bazen bir haber okursun; için ısınır. Sıcaklık hiç bırakmaz, ömür boyu hep sende kalır.

Bir haber okursun, için ısınır.

Bir kadın Londra metrosunda (Northern line) (1) hattındaki istasyonlardan birine her gün düzenli, hiçbir telaş, gideceğim yere geç kaldım belirtisi göstermeden gelir, kenarda sıralı banklardan birine oturur, gelen geçenleri görmeden, seyreder, görmek istediği ya da işitmek istediğini aldığını duyumsadığında hiçbir trene binmeden, geldiği gibi yine hiçbir ivedilik içermeyen yavaş hareketlerle istasyondan ayrılır evine geri döner.  İstasyonun günlük karmaşasında, dekorun küçükte olsa bir parçası, karakteri olan kadının durumu uzun yıllar bu şekilde devam eder.

Her insanın yaşanmışlıklara, dostluklara ve sevdalara özgü içinde sakladığı hoş bir seda’sı ve her şehrin günlük yaşamanın akışında bir özgünlüğü vardır. Şehirler sahip oldukları özgünlükler sayısında güzel ve görülmesi gereken yer olurlar. Londra sayısız özgünlükleri olan ve bundan dolayı görülmesi ve olası ise yaşanması gereken şehirlerdendir.

‘Mind the gap’(2) Londra’nın özgünlüğüdür. Her metro istasyonunda, dalgınlığınızı silkeleyen, insanlık hali, olur ya, içinize gömüldüğünüz sıkıntıları unutturma amaçlı’ hey kendine gel’ yaşam akıyor ve sen akıntının içindesin anımsatmasıdır.

Yıllarca Londra metrosunun Northern hattında ki Embankment istasyonuna gidip, kenarda sıralı banklardan birine oturan kadının ismi Margaret McCollum’dır.Margaret  çok sevdiği eşini 2003 yılında kaybetmiştir. Yaşamında dolduramayacağı büyük bir boşluğu vardır artık onun.  Margaret’in sevgili eşi (Oswald Laurence ) Londra metrosunda insanları kendine getiren ‘Mınd the gap’ uyarısının yıllar öncesinde kaydedilen sesin sahibidir. Margaret sevgili eşinin ölümüyle oluşan boşluğu, evine en yakın metro istasyonuna gidip, her tren geliş, gidişinde tekrarlanan, kocasına ait sesi dinleyerek doldurmaya çalışır. Kocasından ona kalan hoş sedayı yaşatmak için bulduğu çözümdür bu.

Yaşam, her yönüyle değişken ve aslında her yönüyle inkârcı bir acımasızlıktır. Hiç kimse akan ve değişen zamanın önünde duramaz. Zamanı tersine çevirmeye çalışanlar, sadece başarısız şarlatanlardır. 

Yıllar geçer, trenler, insan yüzleri, sesler, teknoloji değişir. Değişimden, kimse kaçamaz. Değişimden metro yönetimleri de nasibini alır ve Londra metrosu gelişen teknolojiyle uyumlu kullanışlı, güncel farkı bir seslendirme yöntemine geçer. Geçilen yeni uygulamada Margaret’ın sevgili eşinin sesine yer yoktur artık. Yine trenler gelip geçer, insanlar yine telaş içinde metro merdivenlerinde koşturur, müzisyenler, metronun akustik koridorlarında müziklerini icra ederler. Bütün bunların, hiçbiri ama hiçbiri duvarlarında sevgili kocasının sesinin yankılandığı metronun çekiciliğini vermez artık Margaret’e. 

Bir gün Londra metro işleticisi şirketin kapısı yaşlı bir kadın tarafından çalınır, yaşlı kadın kendisini tanıtır ve kocasının sesinin kayıtlı olduğu teyp ’in kendisine verilip verilemeyeceğini sorar. Geri kalan yaşamında, metroda dinleyemediği kocasının sesini, evinde dinlemek istemektedir. 

Toplum yaşamlarını değiştiren eylemler genellikle büyük sıçramalardır, bu bir diyalektik gerçekliktir. Âmâ bazen tekil bir insanın yaşamını ufacık dokunuşlar, ince düşünceler, anlayışlı eylemler renklendirir ve güzelleştirir. Acımasız yaşamı; evcilleştiren, daha güzel, yaşanır kılan, insanlaştıran bu küçük dokunuşlar değil midir? 

 Bir gün yolunuz Londra’nın Embankment istasyonuna düşerse, Margaret’tin sevgili eşi Oswald sizi ‘Mınd the gap’ diye karşılayacak. Benden, Çandarlı’dan selam söyleyin kendisine.

______________________

N.Kazım Öztürk

  1. Londra metrosunda değişik renklerle sembolize edilen11 tane hat vardır. 
  2. Mesafeye dikkat edin ‘ 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.