İNGİLTERE… TKP tarihinde iki büyük kırılma

Yüz yıl önce, 28-29 Ocak 1921’de hunharca katledilen Mustafa Suphi ve 15’lerin anısına 

TKP TARİHİNDEKİ YENİLENMENİN NEDEN OLDUĞU İKİ BÜYÜK KIRILMA

Mustafa Suphi ve 15’lerin hunharca katledilişinin üzerinden yüzyıl geçti.  Mustafa Kemal’in daveti üzerine 28 Aralık 1920’de Kars’ta ülke topraklarına ayak basmışlardı.  Üç hafta bir otelde bekletildikten sonra ölüm yolculuğuna çıkartıldı ve 28-29 Ocak 1921 gecesi katledildiler. 

Aradan yaklaşık yetmiş yıl geçtikten sonra Nihat Sargın ve Nabi Yağcı, 16 Kasım 1987’de kamuoyunda geniş yankı uyandıran ikinci dönüşü göçmen yaşadıkları Avrupa’dan İstanbul’a gerçekleştirdiler. Serbest bırakılmaları gerektiği halde işkence gördüler, uzun sorgulamalara maruz kaldılar, açlık grevleri ve özgürlük kampanyaları sonucunda, bir buçuk yıl tutukluluktan sonra özgürlüklerine kavuştular. 

Dönüşlerin birinin Doğudan öbürünün Batıdan olması sadece coğrafi bir farklılık değildi. Tarihsel koşulları da bir o kadar taban tabana zıttı. Birincisinde Sovyetler yeni kurulmuştu, ikincisinde ciddi bir kriz içindeydi. Biri geçen yüzyılın başlarında, öbürü ise sonlarına doğru gerçekleşti. Biri başlangıçsa ötekisi sonuçtur. İlki vahşi bir katliamla sonuçlanır, ikincisi işkenceyle. İlkinde parti yoluna devam eder, ötekinde kapısına mühür vurulur. Birincisinde enternasyonalizmin kararları doğrultusunda hareket edilir, diğerinde parti yönetimi kendisi karar verir. Birincisinde, kurtuluş savaşının ağır yükünü taşıyan emekçilerin alternatifine ağırlık verilir, diğerinde yasallık hedeflenir. Birincisini Marksist sol sahiplenir, ikincisinin tarihi bile hatırlanmaz. İlki Ekim Devrimi’nin rüzgârını arkasına alır, ikincisi perestroykanın ters esen rüzgârıyla karşılaşır ve iz bırakmadan silinir gider. 

Uzun tarihsel aralığa ve karmaşık olgulara rağmen dönüşler parti yaşamında iki büyük kırılmaya yol açar. Yenilenme, yasallık ve birlik için tasarlanan dönüşlerin birincisinde Mustafa Suphi yenilenmeyi ana hedef belirler, yasallığı ve birliği ona göre biçimlendirir. Bu başarılı strateji sonucunda kurtuluş mücadelesi veren Mustafa Kemal hareketi karşısında TKP’nin başını çektiği hareket dev bir dalgaya dönüşür. Vahşi bir katliamla önü kesilir.

Yıllar sonra İstanbul’a yapılan dönüşün hedefi ne yazık ki yanlış tasarlanır. Tarihteki o ilk kırılmanın dersleri iyi anlaşılmadan yasallık öne alınır yenilenme geri çekilir. Ana hedef yanlış belirlendiğinden yenilenme ve birlik başarısızlığa uğrar. Yenilenmenin neden belirleyici olması gerektiğini daha net açıklayabilmek için o tarihlerde Lenin, Komintern, Mustafa Suphi ve TKP’nin yaptıklarını kısaca özetlemek gerekir.

Mustafa Suphi dönüş hazırlık sürecinde yenilenmeyi başa almasının bir temel nedeni vardı: Komünistlerle ulusal kurtuluş hareketlerinin birliği. Türkiye ve Doğu halklarının verdikleri anti- emperyalist savaşlarla Sovyetlerin ayakta kalma mücadelesini birleştirme sorunu yeni bir politikanın belirlenmesini zorunlu kılmıştı. Mustafa Suphi, TKP ve Kemalist hareket hazırlığı yapılan yeni politikanın odağındaydılar. Parti yeni politik projeksiyonla Anadolu’daki ayaklanmalara yasal yollardan katılarak geniş yığınlara ulaşmayı ve anti-emperyalist mücadele bileşenlerini birleştirmeyi programlamıştı. 

Fakat, ikinci dönüşte süreç farklı ilerledi. İki parti lideri yurtdışında yenilenmeyi gündemlerinin başına koymalarına rağmen bilinmeyen nedenlerden dolayı yasallık ana halka olarak belirlenmişti. Nabi “kuşkusuz yenilenme kendiliğinden dünyadaki gelişmelere bağlı olarak öne çıkmıştı ama kendi pratiğimiz içinde bu üç hedef de birbiriyle bağlı ve birbirini güçlendiren hedeflerdi.”1 Yurt dışında yenilik ve birliğin önde olduğunu, fakat ülkeye dönüldüğünde yasallığın başa geçtiğini açıklamıştı. Bu yanlış yaklaşım sonucunda yenilenme olmadığı gibi, yasallık birlikle birlikte sönümlenip yok oldu. 

O tarihlerde “sosyalist” ülkeleri ve komünist hareketi krize sokan Stalinist dogmalara karşı adeta bir kurtuluş savaşı veriliyordu. Bu savaşın kazanılabilmesinin tek yolu vardı, o da sökülüp atılan her dogmanın yerine çağdaş düşünce sistemini yerleştirmekti.  Komünist idealler ancak böylesi bir kurtuluş savaşıyla yeniden filizlenebilirdi. Var olmanın yolu yenilenmeden geçiyordu. 

Sovyetler’de Perestroyka ve Glastnost yenilenme hareketinin köşe taşlarıydı. Dogmatik ve liberal engellere rağmen toplumu değiştirmede ilerleme sağlanıyordu. Sovyetlerde yaşanan sürece bağlı olarak Doğu Avrupa’da ve değişik kapitalist ülkelerde ilerici devrimci hareketler tartışmalarla kendi gerçeklerine uygun yollar arıyordu. Yenilenme bürokratik “reel sosyalizm”in uyuşturduğu aydınlanma bilincini canlandırıyordu.

Enternasyonal’in 2. Kongresinde ve Doğu Halkları Kurultayında anti-emperyalist kurtuluş savaşlarına karşı komünistlerin görevleri; kapitalizmin gelişmediği, demokrasinin olmadığı, ulusal egemenliklerin emperyalizm tarafından sorgulandığı bir süreçte işçi sınıfının köylülerle ve orta sınıflarla ittifakının uzak ve yakın vizyonu net çizgilerle belirlenmişti. Mustafa Suphi ve 15’ler bu perspektiften hareket ederek orta ve ulusal burjuvazi ile ittifak aradılar ve emekçilerin bağımsız hareketini yaratmaya çalıştılar. Yasallık ve birlik kendi başlarına örgütsel hedefler değildi. Daha çok yeni politikayı yığınlara ulaştırmanın mekanizmalarıydı.   

1980’li yılların ikinci yarısında TBKP yöneticilerinin dönüşleri Sovyetlerin ve Doğu Avrupa ülkelerinin ekonomik krizle karşı karşıya geldikleri, ulusal bağımsızlığını kazanan ülkelerinin çoğunun kapitalizme geri döndükleri, iki sistem yarışında kapitalizmin üstün geldiği bir döneme denk gelmişti. Değişim kaçınılmazdı. Marx ve Lenin’in temel düşüncelerini inkâr etmeyen, değişimi ileri götürecek yeni düşünceler ilerici sosyalist akımlarda parça parça mevcuttu. Komünist, sosyalist, anarşist, Troçkist, Perestroyka ve yeni solun geliştirdiği düşünceler Türkiye’dekilerle kaynaştırılabilirdi. Amaç gelişmiş kapitalizmde emekçi sınıfların orta sınıflarla demokratik ittifakının politik dinamiklerini yeni bir politik platform yaratarak bir araya getirebilmekti. 

Parti tarihinde kanayan bir yara olan ilk dönüş yeni politik platformu başarmış, iktidar alternatifi olabilecek kadar güç toplamıştı. İkincisi ise yeni başlayan çağdaş düşüncenin gücünü arkasına almadığından zayıflayarak tükendi. 

İki büyük kırılma, dünyada ve ülkede nesnel süreçlerin kaçınılmaz kıldığı politik değişimlerden kaçmanın imkânsız hale geldiği olağanüstü dönemlerde gerçekleşti. O tarihsel momentleri analiz etmek hâlâ güncelliğini koruyor.  İlerici sol tarihteki tüm yenilikçi değişimlere her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Sosyalizmin demokratikleşmesi ve demokrasinin sosyalistleşmesi işçi ve komünist hareketinin tarihindeki yenilenme kıvılcımlarını bir araya getirmekle mümkündür. 

Alternatif bir iktidar gücü yaratmak için Yenilenme

Birinci dönüşte Mustafa Suphi’ler Komintern’ de ve Doğu Halkları Kurultayı’nda yeni bir stratejinin belirlenmesine aktif katılır ve uygulanması için yoğun mücadele verirler.  Ekim Devrimi’nden sonra 1919’da Almanya’da işçi ayaklanmalarının bastırılması, Batıda sosyalist devrim beklentilerini ortadan kaldırmıştı ama Doğuda durum bunun tam tersiydi. Emperyalizme karşı kurtuluş mücadelesi veren Doğu halkları ve Müslüman dünya Bolşevizm’i bir umut kapısı olarak görüyordu. 

Komintern’nin 2. Kongresinde komünistlerin ilk defa karşılaştıkları kurtuluş hareketlerine nasıl bakması gerektiği konusunda politika belirleme ihtiyacı doğmuştu.  Lenin komünist liderlerden üç sayfayı geçmemek üzere görüş yazmalarını isteyerek yeni politikayı kolektifçe formüle etmişti. Kongreye gelen tezler doğrultusunda “ulusal kurtuluş mücadeleleri, artık kaçınılmaz olarak, Sovyet Rusya’nın sosyalizmi kurma savaşının bir parçası haline gelmektedir. Ulusal kurtuluş mücadelelerinin başarıya ulaşabilmeleri, Sovyet Cumhuriyeti’nin ayakta kalışına ve sosyalizm yolunda zaferle ilerleyişine bağlı hale gelmiştir.”2 Lenin, bundan şu net sonucu çıkarır: “Bu durumda, bugün için artık, salt çeşitli ulusların emekçi halkları arasında daha yakın bir birlik gereğini kabul etmek ve öne sürmekle yetinilemez.”3 İşçi ve komünist hareketine yeni bir dinamizm eklenmişti. Bundan sonra anti-emperyalist kurtuluş hareketleri ile Sovyet Rusya arasında organik birliği sağlayacak yeni politikaların belirtilen çerçeveye uygun hazırlanması gerekiyordu. 

Yeni politikanın belirlenmesinde Mustafa Kemal hareketinin etkisi fazlaydı. Kurultaydaki 1845 delegeden 225’i Anadolu’dan gitmişti. Mustafa Suphi ve TKP liderlerinin katkılarıyla Komünist Enternasyonal’de ve daha sonra Doğu Halkları Kurultayında değişimin yol haritası belirlendi. 

İzlenecek yeni politikanın ana hatları: Bütün komünist partiler, feodal, ataerkil ilişkilerin egemen olduğu ülkelerde, burjuva-demokrat kurtuluş hareketlerine yardım etmeleri; bu hareketlerdeki toplumsal antagonizmaların dikkatle izlenmesi, geri ülkelerdeki din adamları ve öteki gerici unsurlara karşı mücadelenin kesintisiz sürdürülmesi; köylü hareketine özel bir destek verilmesi. 

TKP, modern işçi sınıfının sayıca az olduğu Anadolu’da artık halkçı ve köylü partisi olmaya yönelmeliydi. Emperyalist işgale karşı mücadele veren güçlerle ‘tek cephe’ çağrısı yaparak komünistlerin cepheye katılma koşullarını on iki maddede toplamıştı: “Sendikalara tam bağımsızlık, eksiksiz toplantı, grev, yürüyüş, basın ve kişi özgürlüğü, genel seçim, halk milislerinin kurulması, gelire göre vergi, parasız eğitim, bedava toprak ve tarım âletleri, padişahlığın yıkılması ve cumhuriyetin ilânı, 1 Mayıs resmi işçi bayramı ilan edilmesi, kapitülasyonların kaldırılması, borçların tanınmaması vs. 

Emekçilerin hakları; Mustafa Suphi yazdığı bir mektupta Mustafa Kemal’e bu maddeleri görüşerek değiştirebileceklerini belirtir. Ayrıca Kurtuluş Savaşı’nı gerçek anlamda burjuva demokratik devrime dönüştürmek amacıyla emekçiler için on maddelik talepleri açıklar: 8 saatlik iş günü; eksiksiz grev hakkı, toplu sözleşme hakkı; işçilere konut, yaşından küçük çocukların çalıştırılmaması; gebe ve işçi kadınlara ücretli izin; işçilerin emeklilik ve sosyal sigorta hakları vs… Partinin açıkladığı bağımsız politikasında sosyalizm veya proletarya diktatörlüğü yoktur. Yakın hedef sosyal karakterli halkçı demokrasidir.

Federasyon; Mustafa Suphi ve arkadaşları ulusal haklar sorununda Anadolu’nun ulusal ve kültürel çeşitliliğini yansıtan ve bugün hâlâ ihtiyacını duyduğumuz yeni bir federasyon projesi düşünmüşlerdi.  Kürt, Ermeni ve diğer azınlıkları kapsayan büyük bir federasyon öngördüler. Bu federasyon içinde, küçük özerk cumhuriyetler, kendilerini yönetmekte tam bağımsız olacaklar ve ekonomilerini geliştirmek için büyük devletle birlik kurmaları gerekli görülür. 

Sovyet Rusya ile ulusal kurtuluş savaşlarını birbirine kenetleyen radikal yeni politika Mustafa Kemal hareketi ve TKP aracılığıyla uygulama aşamasına gelmişti. İşgale son verecek ve ülkeyi demokratik bir rotaya sokacak parti programının legal olarak uygulama olanakları haberleşmelerle belli bir olgunluğa kavuşturulmuştu. Emperyalist işgal ve karşılaşılan sorunların çözümü geniş emekçi köylü yığınlarına dayanan bir iktidar gücüyle, Mustafa Kemal hareketi karşısında nir bağımsız seçenek yaratmakla mümkündü. Bu da yasallaşmayı kaçınılmaz kılıyordu.  

İkinci dönüş, 12 Eylül 1980 döneminden çıkış sürecine denk gelir. Kemalizm devlet yönetiminin egemen ideolojisine dönüşmüştü. Ülkedeki askeri vesayete dayanan parlamenter sistemi demokrasi güçleriyle Kürt hareketi sarsmaktaydı. Dünyada “reel sosyalizm” reformunun yapıldığı Perestroyka rüzgârının estiği bir zamana denk gelmişti. Dünya ve ülke olağanüstü süreçlerden geçerken, Sovyetlerin geleceği ve komünist kimlik sorgulanırken yeni politik perspektifle ilerici güçleri demokrasi cephesinde buluşturmak yakalanması gereken ana halka olabilirdi. İlerici güçleri birleştiren demokrasi programının hedefleri arasına 141-142’nin kaldırılması yazılabilirdi. Gelen kasırganın yaratacağı tahribatı önceden görüp yeni bir anayasa talep edileceğine parti yasallaşmayı anayasadan iki maddenin çıkartılması gibi sadece partiyle sınırlı mücadele perspektifiyle hareket etmeyi tercih etti. 

Dönüşlerden yaklaşık dört yıl, Berlin duvarının yıkılmasından iki yıl sonra ve Sovyetlerdeki reform hareketinin SBKP’deki liberallerin ve dogmatiklerin saldırıları karşısında çıkmaz sokağa girdiği bir dönemde , TBKP’nin kongre tezlerinde “katılımcı demokrasi” dedikleri demokratik stratejiyle toplumun her alanına demokrasi ve sosyalizmi kökleştirmeyi ana hedef ilân edilmişti. 

TBKP’nin 1. Kongresine tartışılmak üzere sunulan 12 tez sözde yenilenmenin kuramı ve değerleri anlatılmıştı ve kurulmakta olan Sosyalist Birlik Partisi’ne (SBP) götürülmüştü5. Tezleri hazırlayan ve onaylayanlar toplumun bütününe projeksiyon tutmaktan uzak aşırı yenilikçiydiler. Tüm taşların yerinden oynadığı at izinin it izine karıştığı o karmaşık ortamda yenilenmenin liberal demokrasinin etkisi altında kaldığı tezlerdeki karmaşıklıktan anlaşılabiliyor. 

Partinin geçmişiyle yüzleşme tezinde yansıyan kapsamlı vizyon diğer on bir tezde rastlamak zor.  Mustafa Suphi döneminde yapıldığı gibi ülkenin ve dünyanın sorunlarına ilişkin somut politikalar açıklanacağına tartışma ve akademik çalışma gerektiren düşünceler yumağı oluşturulmuş. Çağın bazı gerçeklerine yapılan doğru vurgulamaları bir yana bırakırsak, Marx’ı, Marksizm’i ve işçi hareketini eleştirmeye ayrılmış tezlerin yenilenme tezleri olarak sunulması gülünçtür. Neden gülünç olduğunu alıntılar yaparak açalım. 

Tezlerin giriş bölümünde yenilenmenin gerekliliği “sel yatağını yıkarak geliyor, yenilenmezsek doğru olan değerlerimizi de alıp götürür” deniliyor. Ve devamla “geçmişin yanlışlıklarını yüzeysel eleştirerek yüzeysel yenilenme tehlikesi”nin yenilenme değil sürüklenme olduğu belirtiliyor. Doğru tanımlamanın ardından şu ifadelerle karşılaşmak insanı şaşkına çeviriyor “Yenilenmek gerçeği ve yalnızca gerçeği görmek. “Marksizm’i tüketmek” bizim görevimiz olmalı”? biçiminde tarif ediyor. “Yenilenebilmek için değişmek, geçmişin hatalarından kopmak, hem nesne hem özne olmak, yenilenmiş sosyalizm ve Marksizm.” Birkaç satır içinde “Marksizm’i tüketmek” ile “yenilenmiş Marksizm’i” bir arada görebiliyorsunuz. Marx’ın temel düşünce sistematiğini ve onun üzerinde kurulan binlerce Marksizm’i anlamayan yenilikçi kafayla tez yazılınca bu karmaşık sonuç çıkar. 

Nabi Yağcı kitabında Ocak 1991’de yapılan panelde Prof Asaf Savaş Akat, Şahin Alpay ve Hüseyin Ergün’ün tezleri değerlendirdiklerini söylüyor. Bunların üçü Marksizm hakkında ne yazmış ne söylemişler, neyi biliyorlar? İliğine kadar liberal olanlardan değerlendirme alınınca problemleri veya süreçleri değil kendilerine en uygun olacağına inandıkları yaklaşımları yerleştireceklerini tahmin etmek gerekmez mi? 

“Marksizm’in bunalımı uygulama yanlışından kaynaklanmadığı kuramın da gözden geçirilmesi düşüncesine dayanıyor.” Çocukların bile gülüp geçeceği yuvarlak tanımlamalar.  “Marksizm iki sınıf arasında kalan katmanları görmedi. Kadın, barış çevre hareketlerini ulusal sorunu dikkate almadı. Sınıfa karşı sınıf teorisi Marksizm”. Korkunç bir tahrif. Bunu yazanlar TİP, TKP ve TBKP saflarından gelselerdi o sosyal katmanlar için hangi örgütlenmelerin yapıldığını bilirlerdi.  

Karmaşık düşüncelerin gelişigüzel bir araya getirilmesine tezlerin tümünde rastlamak mümkün, sadece Marksizm değerlendirmesinde değil.   Çağın politik felsefesine dair söylenenler daha eklektiktir. “Özgürlük sürekli özgürlük hali toplumsal koşulları yaratma, aktif duruma geçme hali, insani değerlerin toplamından oluşur. Çağımızın mantığı çoğulcu, katılımcı, kurucu mantığa dayanır.” Çoğulculuk ve katılımcılığın insanı aktifleştirdiği tarihin çeşitli aşamalarında görülmüştür: Ancak sürekli özgürlük değişen toplumsal koşulların ileri bir olgunluk düzeyini gerektirir. 

Kongre tezlerinin bir yerinde “Batı demokrasilerini idealize eden düşünceleri reddediyoruz” deniliyor. Demokrasi insanoğlunun yaşadığı her yerde var oldu. Ancak düşünsel plana taşıyan Batı oldu. Yazar demokrasi düşüncelerinin çoğunun Batı’da geliştirildiğini biliyorsa neden Batı demokrasilerini idealize eden demokratik düşünceleri söylemiyor. Yenilenmek demokrasinin evrensel değerlerini toplumsal özgün değerlerle kaynaştırma sürecidir.   

“Üretim tarzı ve birlikte bağımlılık değişiyor emperyalizm ögesinin belirleyiciliğini sorgulamayı gerektiriyor.” Emperyalizmin belirleyiciliği kalktığı zaman kapitalizmin ortadan kalkacağı temel bir Marksist anlayıştır. Yoğun emek, modern teknoloji ve azami kâr ancak emperyalizmin belirleyici olduğu koşullarda gerçekleşebilir.

Tezlerin bir başka yerinde “sağ-sol ayırımına dayanmaksızın çoğulcu toplumsal yaklaşımı Marksist olan olmayan kuramları birleştirme çoğulculuğu, statükoya karşı çıkanı kucaklamalıdır.” Sağ-sol ayırımı yapılmadan fikir geliştirilebilir, ancak birbirine taban tabana zıt fikirlerle parti kurulamaz. Sadece statükoya karşı çıkmakla ilerici olunmaz, sağ popülist partiler de karşı çıkıyor.

TBKP’nin kongresine katılmadığım gibi yakın zamana kadar tezlerden haberim yoktu. Yenilenmeye ben farklı ortamlarda katıldım. İlk defa, 1986-87 Havana Üniversitesindeyken Kübalı öğrencilerin sınıf kapılarını kapatarak yaptıkları tartışmaların içinde buldum kendimi, 1987-88’de Leipzig’de parti kolektifindeki Yeltsin hayranı liberallerle sekter olanların tartışmalarına katıldım ve birbirlerinden nasıl uzaklaştıklarına şahit oldum ve 1989’da Berlin duvarının yıkılmasını Londra Halkevinde karşıladım.  O yıkımın ardından gelen erozyonu yakından izledim. Sovyetlerin, DDR’ın ve Doğu Avrupa ülkelerinin yıkılmasını değil, reformlarla sorunlarını çözerek güçlendirilmesini her daim savundum. İlk günden yenilenmeden yana tarafımı belirledim ama her gün yenisi eklenen sorunlara ne teorik ne de pratik anlamda cevap verebilecek durumda değildim.  

Yurt içinde ve yurt dışında partinin her kademesinde yıkıcı yenilenme ve tutucu dogmatik gruplaşmalar vardı. Yenilikçiler zayıftı, iki grubu ekarte ederek partinin bütününe zarar vermeden krizi atlatabilecek potansiyele sahip değildi. Özellikle liberal demokrasiyi parti saflarına taşıyan aşırı yenilikçilerin tutumları kabul edilemezdi. 

Dünyada ve Türkiye’de ilericiler yeninin başarısı için mücadele verirken TBKP’nin legalite gibi sınırlı bir alana hapsedilmesi politik bir hataydı. Sosyalizm, Komünizm ve Marksizm’in geçerliliğinin sorgulandığı o tarihsel süreçte TBKP yöneticileri Mustafa Suphi’nin yaptığı gibi yasallık perspektifini kaybetmeden yeniye doğru değişimi anlayıp belirleyici hedef seçselerdi yenilgi bu kadar ölümcül olmazdı. 

Devam edecek 

KAYNAKÇA

1 Nabi Yağcı, El Ele Özgürlüğe, s.520, Belge yayınları, 2018

2 Ga=sverdlov, Özgürlük Dünyası, 1994

3 V.İ.Lenin, Ulusal Sorun Ve Sömürgeler Sorunu Üzerine Tezlerin Ön Taslağı- Komünist Enternasyonalin İkinci Kongresi İçin”

4 Nabi Yağcı, s.519

5            Adımlar, özel ek1, TUSTAV, 1990

İlgili kitaplar

-Ahmet Kardam, Karanlıktan Aydınlığa Mustafa Suphi, iletişim yayınları, 2020

-M.İnanç Turan, Mustafa Suphi’nin Partisi, Etki,2013

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

two × 1 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.