BU GÖL İZNİK GÖLÜDÜR: DİONYSOS ŞENLİKLERİNDEN PANAYIRA

Çocuk o kadar sevinçli ve heyecanlıydı ki, düşünsene, ilk defa panayıra gidiyordu. Hem de yalnız başına. Yaşı 14 falandı. Ailesinden hem izin hem harçlık koparmıştı.

Eskiden yurdun çeşitli bölgelerinde panayırlar kurulurmuş. Sınırlı da olsa hala kuruluyor. Ancak çocuklukta yaşanılan o nostaljik panayırlar yok artık. Panayırlarda ticaret ve eğlence bir arada yaşanır, .o bölgeye ekonomik ve kültürel olarak canlılık kazandırılırdı. Panayır dört gün sürer, civar kasaba ve köyler oraya taşınır, bilhassa eğlenceler ziyaretçileri cezbederdi.

Bu bölgede en yakın panayır İznik Kasabasındaydı

O gün panayırın ikinci günü; köylülerle birlikte üstü açık, tahta kasalı bir kamyona bindiler, kamyon doluydu, iki köyden daha geçerek İznik’e vardılar.

İznik, Doğu Roma İmparatorluğuna başkentlik yapmış, etrafı kale ve surlarla çevriliydi ve üç ana kapıdan içeri girilebiliyordu. Aslında göl tarafında dördüncü kapı da varmış ama yıkılmış.

Onlar, İstanbul Kapı’dan gireceklerdi. Kamyon, üstü kemerli tarihi kapıdan zor geçiyordu. Şoför, “kafalarınızı eğin” diye uyardı. Herkes tahta kasanın içine çöktü ve geçtikten sonra yine ayağa kalktı. Birden, çocuk başka bir dünyada bulmuş hissetti kendini. Mermerden sütunlar, kemerler, heykeller, kabartmalar ile tarih onu içine alıverdi. İkinci kapıdan da o şekilde geçtikten sonra kasabaya girdiler. Kamyon uygun bir yerde park edip, şoför tekrar kalkış saatini bildirdi.

Ara yollardan panayır alanına girdiler. Herkes bir yöne dağılıyordu. Çocuk yalnız kaldı. İlk kez kendini bu kadar özgür hissediyordu.

Aslında o, öyle bir yerde geziniyordu ki, tarihin enginliğinde başı dönmemişti henüz. Bilmiyordu ki içinde dolaştığı şehir 2 bin yıldan fazla tarihsel yolculuğa sahipti.

Öncesi de vardı şüphesiz. Ancak bu mitolojinin alanına giriyordu.

Tahmin edersiniz ki mitoloji engin bir okyanus. Daldığınızda yönünüzü şaşırabilir, takatinizi tüketebilirsiniz. Dionysos ve İznik hedefinden sapmayarak zor işin içinden çıktım.

Mitolojik Tanrı Dionysos İznik Gölünde yıkanmış.

Dionysos Tanrıların ve tüm insanların babası Zeus ile ölümlü kadın Semele’nin oğlu olarak doğmuş.

Şehrin kurucusu Dionysos’tur.Nikaia Irmak Tanrısı Sangarios (Sakarya) ile Tanrıların anası Kybele’nin kızıdır. Nikaia, Askania Gölü (İznik Gölü) civarında orman ve kırlarda dolaşan, zamanını av ile geçiren güzel bir peridir. Aşk ve şarabın Tanrısı Dionysos su perisi Nikaia’ya âşık olur. Nikaia Dionysos’u geri çevirir. Bunun üzerine Dionysos Nikaia’nın su içtiği kaynağın suyunu şaraba çevirir ve Tanrı suyu içen Nikaia ile birlikte olur. Dionysos, perinin onuruna Nikaia (Zafer-Kent) kentini kurar.

Dionysos Şarap Tanrısı, bağbozumu Tanrısı, Bolluk ve bereket Tanrısıdır aynı zamanda.

Antik çağda İznik ve çevresinde bağcılık çok gelişmişti. Hatta zeytincilikten önce gelirmiş. Şehrin Nikea’dan önceki adın olan Helikor asması, bağı bol olan yer anlamına geliyormuş. Nikea’da üzüm ve bağcılığı Dionysos’un başlattığı kabul edilir. Buna paralel şarapçılık da çok yaygındı. İznik’te üretilen şaraplar diğer dünya şaraplarıyla boy ölçüşüyordu.

Önce, bol miktarda, salkım salkım üzümlerin satıldığı sergileri, tezgâhları gezdikten sonra eğlence yerlerinin bulunduğu Lefke Kapı kısmına yöneldi. Salıncaklar, çadırların içindeki falcı balık kızlar, çadır tiyatroları, büyük bir fıçının içindeki motor gösterisi, maymunlar, yılanların bulunduğu alanda, kalabalık bir insan topluluğu vardı.

İlk önce motor gösterisine girdi. Dışarıdan merdivenlerden yukarı, seyircilerin bulunduğu kısma çıktı. Gösteri odası büyük bir fıçıyı andırıyordu. Motorcu, motoruyla fıçının iç duvarlarında merkezkaç kuvvetiyle süratle dönüyor, ahşap ve metalden yapılmış o büyük fıçı sarsılıyor ve titriyor, bu arada ortalık egzoz dumanıyla doluyor, motorun sesi kulakları sağır ediyordu. Bu gösteriyi yapana üstüvaneci deniyormuş. Üstüvaneci, gösterisinin sonuna doğru, göğsünden bir Türk Bayrağı çıkarıyor, motorun direksiyonunu bırakıp bayrağı havada tutuyor, hatta son turlarını bayrağı yüzüne kapatarak gerçekleştiriyor, seyircinin yüreğini ağzına getirirken, milli duygulara tavan yaptırıyordu.

Maymunlara ve yılanlara yakından bakıp bir fal çadırına girdi. Altı balık haline getirilmiş, mor örtülü tahta masaya yan bir şekilde uzanmış bir kız falını söylüyordu. Siyah, upuzun saçları, iri gözleri, boyalı dolgun dudakları, yarıya kadar açtığı memeleriyle bir çingene kızıydı bu. Fal baktırana çok yakın duruyor, falda söyleyeceklerinden çok cinsel cazibesi ile insanı etkisi altına alıyordu. Fal diye bir şeyler söyledi ama söylediklerinden çok kızın o seksi hali aklında kaldı.

Dionysos adına, onuruna festivaller, bayramlar düzenlenmiştir tarih boyunca bu kentte.Tiyatronun temeli bu kentte atılmıştır mesela. Lakin o festivallerde Müzik, spor yarışmaları yapılır tiyatro gösterileri düzenlenir, komedya ve tragedyalar oynanırdı. Bu gelenek bütün antik kentlere yayılmıştır.

Çocuğun en merak ettiği şeylerden biri de çadır tiyatrosuydu.

Tiyatro dendiğine bakılmamalı; tiyatro ile uzaktan yakından ilgisi yoktu. Büyük bir çadırın içine sahne misali bir platform kurulmuş, yarı çıplak, hatta daha da çıplak kadınlar bu orta sahnede oynuyor, dans ediyorlardı. Genç, bekâr, evli, yaşlı her kademeden erkek para verip giriyor, aç gözlerle kadınların bedenlerini seyrediyorlardı.

Parayı verince yaşına bakmadan artık ayranı kabarmıştır bunun deyip onu da içeri aldılar.

En son genç ve diri bir kız çıkıyor, değiştirilen oyun havasıyla vücudunu titreterek, göbeğini hoplatarak, gerdan kırıp kalçalarını döndürerek seyirciyi kasıp kavuruyordu. Seyirci “Aç, aç” diye tempo tutuyor, kız da üzerindekileri yavaş çıkarıyordu. Erkekler galeyana geliyor, “aç, aç” sesleri çadırın dışına taşıp ayyuka çıkıyordu. Sahneye sigaralar atılmaya başlanmıştı. Kız sigaraları cinsel organına sürtüp tekrar geri atıyor, erkekler sigaraları havada yakalamak için birbirine giriyorlardı. Bu pespayelikten İğreti duyup dışarı çıktı. Kadına dair, cinselliğe dair, erkeklere dair berbat bir gözlem olmuştu belkide onun için.

Biraz daha gezdikten sonra yorulunca Lefke Kapının yanındaki bir burçun üstüne tırmanıp bacaklarını aşağı sarkıtıp kuş bakışı insanları seyretti. Ardından kamyonun bulunduğu yere gidip beklemeye başladı. Akşamüstü olduğunda kamyon hareket etti.

Köylerine döndüler.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

19 + fifteen =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.