BU GÖL İZNİK GÖLÜDÜR: MANASTIRDAKİ İMPARATORİÇE

RECEP MEŞE – İki atın çektiği üstü kapalı araba, dört atlı muhafızın eşliğinde Katırlı dağlarının ormanlık, toprak yollarında kâh hızlanarak kâh yavaşlayarak ilerliyordu. Arabacının yolcusu ağır ve mühimdi. Yola çıktıkları yer İznik imparatorluk sarayı, varacakları yer bu dağların doruklarındaki bir manastırdı.

   İnişli çıkışlı dağ yollarından, derelerden geçmişlerdi. Arabacı türrrrs diye gürleyerek atları durdurdu. Atlar farımışlar artık ağızlarından köpükler geliyordu. Dinlenmeleri gerekirdi. Arabanın kapısı açıldı. İznik Krallığı İmparatoru üçüncü İoannis’in karısı İrini Laskarina o dillere destan güzelliğiyle bir muhafızın yardımıyla arabadan indi. Derin bir nefes alarak yüksek dağın oksijenini ciğerlerine çekti. “Ne kadar kaldı?” diye sordu. “Az kaldı kraliçe hazretleri.” dedi arabacı.

   O dönemlerde manastırlar şehirlerden uzaklara, kolayına ulaşılamayacak en ücra köşelere kurulurmuş. Buna sebep inzivaya çekilenlerin toplumsal sorunlardan mümkün olduğunca uzak kalıp az etkilenmeleri, huzur içinde dinlerini yaşamaları ve manastırların, şehirlere yapılacak saldırılardan en az zararla kurtulmalarıymış.

   Atlar dinlendikten sonra yola devam ettiler.

   İrini Laskarina beş yıl önce İmparatorla görkemli bir düğün ile evlenmiş, çok geçmeden Theodoros adında bir erkek çocuğu dünyaya getirmişti. Fakat o makus kazadan sonra hayatı tamamen değişti. Güzel İrini attan düşüp artık başka çocuğu olmayacak şekilde yaralanmıştı. Kadınlığını yarı yarıya kaybetmiş, kocasına karılık yapamaz olmuştu. İmparator cariyelerle vakit geçirmeye başladıkça gücüne gidiyor, gittikçe kabuğuna çekilmeye, kendi dünyasına kapanmaya yöneliyordu.

   O günlerde Mısır’dan İznik’e tarot bakan bir falcı gelmiş, kraliçenin falına da bakmış, 22 ahşap karttan “Azize” kartı açılmıştı. Bu kart inzivayı işaret ediyordu. O günden sonra rahibe olmaya karar vermişti.

   Uzun ve zorlu yolculuklarının sonunda Manastırın önüne geldiler. Taş ve kırmızı tuğladan yapılmış birbirine ekli yapılardan oluşuyordu manastır. Doğu tarafında İznik Gölü olduğu gibi ayaklarının altındayken batı tarafta ise Kios (Gemlik) körfezi kuşbakışı görünüyordu.

   At ve araba sesini duyan rahibelerin bir kısmı koşarak gelip kraliçeyi karşıladılar. Arabadan indirerek manastıra soktular. Bir süre dinlenmesinin ardından akşam duasıyla birlikte bir ayinle beraber Baş rahip tarafından üzerine su serpilerek vaftiz edildi. Bu eski yaşantısının sona erip tamamen yeni bir yaşantının başlamasının ritüeli idi.

   İrini Laskarina o günden sonra Eugenia adını alarak bir rahibe olarak yaşamını sürdürmeye başladı. Manastırda katı kurallar vardı. İznik sarayındaki şaşalı, şatafatlı yaşamından sonra buradaki kıt ve kısıtlı bir yaşama alışmakta zorlandı. Sıkı bir disiplin vardı. Keşişler Başrahibe, rahibeler ve inzivaya çekilmiş münzeviler de keşişlere itaat etmek zorundaydı. Günün her saati ayinler, dualar ve diğer ritüellerle geçiyordu. Oruç manastırın olmazsa olmazıydı.

manastır göl.jpgSadece ekmek, tuz, yağ, çorba ve az miktarda meyve veriliyordu. Sessizlik en önemli şarttı. Tütsüler mistik atmosfer oluşturuyordu.

   Kocası İoannis’in 12 yaşında gayr-ı meşru bir kız olan Konstans ile evlendiğini duydu. Ondan hiç çocukları olmamış, oğlu Theodoros büyümüştü. Sonra bir gün imparatorun öldüğünü işitti. Yerine oğlu Theodoros geçmişti

   Eugenia rahibeliğinden memnundu. Hiç bir zaman dönmeyi düşünmedi. İlerlemiş yaşında manastırda hayata gözlerini yumdu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

2 × one =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.