İNGİLTERE… Cümlesiyle komplo teorileri

Nasrettin Hoca’nın, Akşehir Gölü’nün kıyısına oturup “Ya tutarsa?” diye yoğurt mayaladığı hikayesini bilirsiniz. Covid 19 salgını üzerine üretilen komplo teorileri için de “maya tutacak mı?” diye bekler olduk. Önce sosyal medyada yayılan bu tür iddialar sonra ciddi gazetelerin sayfalarında yer buldu. Bugünlerde çıta iyice yükseldi, ABD ile Avrupa ülkeleri Çin’i suçlamaya başladı.

Komplo teorilerinden akla en yatkını İngiltere Başbakanı Boris Johnson’un geçen haftalarda katakulliden virüse yakalanıp St Thomas’s Hastanesi’ne yattığıydı… İşçi Partisi’nin ağır toplarından Andi Fox, bütün bunların kurmaca olduğu ve doktorun da bu senaryoya zorlandığını söyledi. Haliyle Muhafazakarlar bu açıklamaya çok kızdı ve Fox’un derhal özür dilemesini istedi (14 Nisan / Independent).

Bu olayda neden-sonuç ilişkisine bakarsak; öncelikle salgına karşı “hükümetin destek paketi”nden memnun olmayan çalışan ve esnaf kesiminin “Yahu adam canıyla uğraşıyor biz para derdindeyiz” diye düşünmesi sağlandı. Ayrıca Johnson’a yönelik “Sürü bağışıklığı strajesi” eleştirileri de rafa kalktı.

Gelelim “Covid 19 laboratuvarda mı üretildi?” sorusuna… Bilim çevrelerinin tersine bazı ABD basını virüsün Vuhan’daki laboratuvardan sızdığını iddia etti. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın gizli yazışmalarında bu tehlikeden 2018’de bahsedildiği de öne sürüldü. ABD istihbaratının, durumu araştırdığı ve Trump yönetiminin yanı sıra NATO ve İsrail’i uyardığı da yazıldı (17 Nisan / Milliyet).

ABD Başkanı Donald Trump, “Salgında Çin’in kasıtlı olarak sorumluluğunun tespit edilmesi halinde sonuçları olmalıdır” değerlendirmesinde bulundu (19 Nisan / DW). Çin bu tür iddiaları kabul etmedi. ABD, Çin’i hedef gösterince, İngiltere de hemen topa girdi. Dışişleri Bakanı Dominic Raab, Çin’in Kovid-19’un nasıl ortaya çıktığına ve durdurulma ihtimali olup olmadığına dair zor soruları yanıtlaması gerekeceğini söyledi. Bu komplo teorisindeki neden-sonuç ilişkisine gelirsek, ABD ve batılı müttefikleriyle Çin arasındaki ticaret savaşının Covid-19 ile sürdüğünü söyleyebiliriz. Virüsün bu savaşın neresinde yer aldığını ise bir tarih sonrasında öğreneceğiz sanırım.

Bir başka komplo teorisi de “virüs nedeniyle en fazla ölüm gelişmiş ülkelerde yaşanacak” öngörüsünde bulunan Microsoft’un kurucusu Bill Gates’e yönelikti. ABD’li siyasi danışman ve yazar Roger Stone, “Bill Gates insanlara mikroçip takmak için korona virüsünü yarattı” dedi. (15 Nisan / CNN Türk) Gates hakkında her gün 18 bini aşkın “Virüsün arkasında o var” paylaşımı yapılırken, facebook üzerinden de bu paylaşımlar 900 bini aşkın yorum alarak rekor kırdı. Neden-sonuç ilişkisine gelirsek zaten bütün itirazlara rağmen sabıkadan işsizliğe çok özel bilgilerimizi içeren mikroçipli kimlik kartlarına zorlandık. Kapitalizm önümüzdeki yıllarda insanları daha sık kontrol etmek ve gerektiğinde dinlemek ya da kolayca imha etmek için mikroçip takmak istemişse bunun doğru adresi Bill Gates olacaktır. Virüs mikroçipin bahanesi olabilir mi? İşte zurnanın zırt dediği yer burası.

Bir diğer komplo da virüsün yeni nesil cep telefonu teknolojisi 5G dalgaları ile yayıldığı iddiaları… Bu iddialar üzerine Birmingham ve Merseyside gibi bazı kentlerde baz istasyonları ateşe verilmişti. Ulusal medya ve facebook twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinin de bu konuda sansür uygulaması, ayrıca bazı bilim insanlarının sesini yalnızca bağımsız sitelerden duyurabilmesi haberin “ciddi” olduğunu gösteriyor. Daha önce de yazdığım gibi kapitalizm dünyayı mikrodalgaya çevirdi. Bunun da mutlaka olumsuz sonuçları olacak. Bu gerçeği kim yadsıyabilir ki? Sanırım bu komplo teorilerini ortaya atanlar Nasrettin Hoca’dan daha şanslı…

Son olarak facebook’ta gördüğüm “AKP Gençlik” imzalı komplo teorisi ise diğerlerini solladı. Onlara göre; bütün bunlar, AKP iktidarıyla dünyada yükselen bir güç olan ve bütün dengeleri değiştiren Türkiye’nin önünü kesmek içindi. “Yerli malı Türkün malı, herkes onu kullanmalı!” Siz ne dersiniz?

Önceki haberKoronavirüs krizi ve AKP iktidarının çözümsüzlüğe mahkûm hamleleri
Sonraki haberCep telefonu abonelerine 1 GB ücretsiz internet
Faruk Eskioğlu, (1958, Akşehir) gazeteci ve yazar. 1985'ten bu yana yaşadığı Londra'dan Türkiye'deki ulusal medyaya yönelik muhabirlik, temsilcilik yaptı. Londra'da yayınlanan Türkçe toplum gazetelerinde çalıştı ve bazı gazetelerin kuruluşunda yer aldı. Halen sosyolojik değeri olan haber ve araştırmalara ağırlık veren yazar, halen 2004'te kurduğu Açık Gazete'yi (acikgazete.com) yönetiyor ve köşe yazarlığını sürdürüyor. Eskioğlu, 13'üncü yüzyılın sonunda Horasan'dan Akşehir Maruf köyüne yerleşerek tekke kuran Hasan Paşa soyundan geliyor. Hasan Paşa'nın oğlu Şeyh Hacı İbrahim Veli Sultan'ın "Mülk Allahındır" felsefesiyle Anadolu'da bir ilk sayılan kendine adına kurduğu yoksullara yardım vakfı ise halen faaliyettetir. Eskioğlu, ilk ve orta öğrenimini Akşehir'de tamamladıktan sonra 1979’da AİTİA Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’nu bitirdi. 1984’te Gazi Üniversitesi Ekonomi Fakültesi’nde "master" yaptı. THA’da gazeteciliğe başladı. Aralık 1985’te kendi deyimiyle "siyasi sürgün" olarak geldiği Londra’da ilk 2 yıl baba mesleği kasaplık yaptı. İngilizce öğrendikten sonra medya okudu. Uzun yıllar Nokta dergisi İngiltere Temsilciliği, Hürriyet Londra bürosunda habercilik yaptı. Gazeteciliğin yanısıra 1986-98 arasında grafiker tasarımcı olarak çalıştı. Ayrıca pek çok siyasi afiş ve logo tasarladı. 1998’de Türkiye’ye döndü. Hürriyet Gazetesi Ekonomi Servisi’nde haberci ve star.com.tr’de ekonomi editörü olarak görev yaptı. “Basında etik ve toplam kalite yönetimi” üzerine araştırmalar yaptı, bu konudaki konferans ve panellere katıldı. Türkiye’deki 2001 ekonomi krizinde Londra’ya dönerek grafiker tasarımcılık ve gazeteciliği sürdürdü. Toplum gazetelerinden Olay’da genel yayın yönetmenliği yaptı. Londra’da ilk Türkçe internet gazetesini çıkardı ve toplum gazetelerine ilk ajans hizmeti sundu. 2004’te dünya haberleri veren acikgazete.com’u kurdu. İki ayrı toplum gazetesini yayına hazırladı. Türkiye’deki bazı tv kanallarına haber geçti, uzun süre Akşam Londra Temsilciliği’ni üstlendi. Londra'da 2004’te "İçimizden Birisi: Vanunu" başlıklı bir kısa film çekti. Londra'daki toplumu anlatması açısından bir ilk sayılan "Aşkolsun! Adı Aşkolsun" başlıklı belgesel romanı 2007’de Türkiye’de yayımlandı. Türkiye'den 150 ve Kıbrıs'tan 100 yıllık İngiltere'ye göçün anlatıldığı 3 ciltlik "Londra'da Bizim'Kiler" başlıklı araştırması 2019 sonunda çıktı. Eskioğlu’nun Su ve Defne (2004) adlı ikiz kızları bulunuyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

one × 2 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.