İNGİLTERE… DENİZ POYRAZ CİNAYETİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ: MHP NASIL DURDURULABİLİR?

HDP binasında Deniz Poyraz’ı öldüren katilin çektirdiği fotoğraf dikkatimi çekmişti.  Propaganda amacıyla çekilmiş olan fotoğrafta iki imge aklımdan çıkmıyor. Katilin eliyle gösterdiği bozkurt işareti ve onun arkasında duvara asılı Türk bayrağı. O bozkurt imgesi her seferinde bize 1921’de Mustafa Suphiler’in katliyle başlayan ve MHP’de devam eden, “Türk Ocağı” hareketinin ırkçı saldırıları, işkenceleri, sayısız katliamları hatırlatıyor. Kürtlere, Ermenilere, Rumlara ve komünistlere yaşatılan zulmü gözümüzün önüne getiriyor. Kafamıza ve deyim yerindeyse genlerimize yerleşmiş acılarımızı yeniden canlandırıyor. 

Fazlasıyla şok edici bu fotoğraf. Gizli polisin yardımıyla HDP binasına giren katil, bozkurt işareti yaparak etrafa kurşun yağdırıyor ve en son Deniz’i öldürmekle kalmıyor, bir de kafasına tekme atıyor.  Bu faşist katil gibi binlercesinin el ve ayaklarından kan akıyor. Giderek oy tabanı eriyen MHP’nin ırkçı fikirleri devletin resmi ideolojisine çoktan dönüşmüş durumda. 

Fotoğrafta, MHP’nin üç hilâl yerine Türk bayrağının gösterilmiş olması, bu partinin devlet içindeki gücünün resmiyet kazandığının kanıtıdır. Katilin, saldırı sırasında polisten gördüğü destek, kısa bir sürede yakalanarak dokuz saat içinde sorgusunun tamamlanması, devlet organlarının politik şiddete arka çıktığının somut kanıtlarıdır. Bilindiği gibi, MHP ve yan örgütleri AKP iktidarının sağladığı olanaklarla devlette gücünü ve siyasal etkinliğini fersah fersah arttırmış durumda. Nerede devrimci-demokrat bir kıpırdama varsa devlet güçlerinden önce Turancılık ideolojisiyle beyni yıkanmış gizli ve açık tetikçi yapılanma harekete geçiyor. MHP’nin yer yer İslâmi dinsel itikat öğeleriyle de destekli “Türk ırkçılığı” farklı partilerde temsil edilen etkili bir “sivil damar” haline getirilmiştir.

Bu dehşet verici politik cinayetle MHP ve derin devlet, sorun üstüne sorun üreten, işlemez durumdaki otoriter rejimin boşluklarını korku yayarak doldurmakta. Öyle anlaşılıyor ki, AKP ve onun denetimindeki gerici elit güç ve itibar kaybı yaşadıkça; MHP, SADAT, hattâ Doğu Perinçek’in “Vatan Partisi” gibi güçlere daha çok muhtaç hale gelmekte. Bunlara bir de karanlık tarikatları ve sokak mafyasını da eklemek gerekiyor.

Erdoğan bir açıklamasında, “Biz, İslâmiyete dayalı milliyetçilik yaptık; Hareket Partisi ise ırka dayanan milliyetçilik yaptı!” demişti. Bu tanımlama doğrudur. MHP yıllardır HDP ve Kürt düşmanlığını kullanarak, etnik çoğulculuğu inkâr ederek Türklüğü şiddetle kabul ettirmeye çalışmıştır. Devlet Bahçeli’nin saldırıyı şu sözlerle sahiplenmesi, ırkçı terörün baş organizatörü olduğunu kanıtlıyor. Bahçeli şöyle diyor: “Öldürülen Deniz Poyraz’ın kim olduğunu ben size söyleyeyim, PKK’nın kırsal katılım sorumlusu, şehirden dağa çıkmak isteyen PKK sempatizanlarını terör kamplarına sevk eden halkanın içinde yer alan milis işbirlikçidir.” Bahçeli, dolayısıyla milis işbirlikçinin öldürülmesinin suç olmadığını vurguluyor. 

MHP’nin ırkçı-şoven milliyetçi söylemiyle etkin bir şekilde mücadele etmenin yolu onun gerçek kimliğinin deşifre edilmesinden geçiyor. Partinin son yıllarda geçirdiği sözümona değişim, onun politik merkeze doğru yöneldiği, ırkçı-Nazi kaynaklı damarı koparıp attığı anlamına gelmiyor. MHP, 1990’lara kadar Nazizm’den etkilenen ırkçı ideolojisine yeni faşist bir paradigma ekleyerek otoriter rejimin kanatları altında küçük ama kilit parti olma özelliğini korumayı başardı. Partinin ideolojisi ne Dokuz Işık’la ne de ulusal yeniden doğuşla şekilleniyor artık. Kürt kimliğini dışlamak, Türk kimliğinin altında bir kategoriye yerleştirmek, yeni ırkçı vizyonun temel çerçevesini belirliyor.   

Bu yapılanmanın geçirdiği düşünsel değişim ne olursa olsun sonuçta üstlendiği uğursuz misyon değişmiyor. Sözkonusu misyon, Hitler Almanyası’nın yarı askeri örgütü olan “Kahverengi Gömlekliler” ve İtalya’daki Mussolini’nin “Kara Gömlekliler” adlı faşist milislerinin üstlendiği misyondan pek farklı değildir. Franco’nun kendine “Başbuğ” ünvanını yakıştırması ve İspanya’da kurduğu partinin adının “Milliyetçi Hareket” olması dikkatimizi çekmiyor mu?

MHP, kültürel kodlardan oluşturduğu Türk üst kimliğini kabul etmeyenlere azgınca saldırarak ülkede etnik kimliklere karşı sağcı faşist terörün zeminini hazırlıyor; devletteki etkin konumlarını kullanarak faşist saldırıları cesaretlendiriyor. Her saldırının arkasında durarak nefret ortamını körüklüyor. Terörü tahrik ederek “kimlik çeşitliliği” denen ‘belâ’dan uzak, etnik ve dini anlamda ‘arınmış, saf’ bir Türkiye tasarlıyor. 

HDP binasına saldırıyı planlayanlar birden fazla amaç güdüyor: Herşeyden önce HDP nezdinde Kürtlere karşı uygulanacak şiddetin normal karşılanmasını sağlamaya çalışıyor. Devletin polisi ve yargısıyla saldırının arkasında görünmesi, bu vahşeti işleyenlerin korunduğunu kanıtlıyor. Eylemlerin az riskli olduğunu gösterilmeye çalışıyor. Siyasi bir partinin binasını kurşun yağmuruna tutmakla kitlelerin gözünde demokrasinin bir umut olamayacağını kanıtlamak istiyor.

Bütün bu amaçlar önemli olmakla birlikte, dış tehdit algısı ve “kutsal devlet”in kalıcılığı demek olan “beka” sorunu, şiddeti körükleyen etmenlerin başında geliyor. PKK ve HDP’nin “yabancılarla işbirliği” yaparak Türkiye’yi parçalanma sürecine sürüklediği ileri sürülüyor. Bu nedenle ülkenin bekası için ırkçı-milliyetçi bozkurtların seferber olması; birlik içinde, göçe, melezleşme ve şiddet yoluyla yok olma riskine karşı durmaları isteniyor.  İlk başlarda terör bireysel bir eylemle sınırlı tutulurken zamanla asıl hedefin, “ulusal kimliğin” karşı karşıya kaldığı krizin sadece Türklerden oluşan bir vatanla mümkün olabileceğine geniş kesimleri inandırmak olduğu görülüyor. 

İşte bu karanlık faşist yapılanma, geçmişte ve Deniz Poyraz cinayetinde olduğu gibi bugün de, önüne geleni “vatan hainliği” ile suçlayabilmekte, açıktan ırkçı, halk düşmanı bir yaklaşımla nefret söylemi üretmekte, toplumu kutuplaştırmakta, muhalifleri Deniz Poyraz’ı öldürdükleri gibi katliamlarla tehdit etmekte, hattâ “kan bağı” bulunan suç yuvaları olan mafya çeteleriyle açıktan birlik olup onların meşrulaştırılmasını sağlayabilmektedir.

Yıllarca Özel Harp Daireleri’ne hizmet etmiş MHP yapılanması, Türk etnik kimliğini ve kültürünü ırkçı bir vizyonla sürekli istismar konusu yapıyor. Ama Türkiye halkının bunu kabul etmediği bu partiye verilen oylardan anlaşılıyor. Buna rağmen adı geçen parti gerek bürokraside, gerekse rejimin resmi silahlı yapılanmasında güç olmuş, hükümet ortaklığını fiilen sürdüren uğursuz yapısını sürdürüyor. Geçmişte işlediği suçlar ve bugünkü faaliyetleriyle MHP’nin korona virüsten daha öldürücü olduğu bilinmelidir. Mesafe koyarak veya yasaklayarak ondan kurtulmayı düşünmek sonu belli olan boş bir çabadır. Halkların kardeşliğini, adaleti ve demokrasiyi topluma aşılayan, devleti yeniden yapılandıran demokratik bir devrimle ancak MHP’den ve onu besleyen ırkçı salyadan kurtulmak mümkündür.  

Bunun için, HDP ve Marksist sol, dünya ve Türkiye tarihindeki anti-faşist deneyimlerden yararlanarak şu somut üç eylem hattını tartışabilirse geniş kitle desteğine ulaşabilir ve MHP ile beraber ırkçı belâyı tarihin çöplüğüne gömebilir.  

Aktif anti-ırkçı hareket: HDP etrafında kümeleşen Marksist sol partilerden oluşan demokrasi platformunu ırkçılık ve faşizm karşıtı bir platforma dönüştürmek. Bileşenlerin onayı ve eşit katılımıyla ırkçılık karşıtı bir meclis veya yürütme konseyi oluşturma kararı almak. Sokaklarda doğrudan savunma komiteleri kurarak aktif mücadeleyi örgütlemek. MHP’yi ve etrafındaki ırkçı yuvaları izleyerek, onların içine sızarak ırkçılığın her türünü sivil toplum yaşamından uzaklaştırmada kalıcı başarılar sağlamak. İlericileri, sendikacıları ve azınlık topluluklarının üyelerini harekete geçirerek anti-faşist saflara emekçi halk kitlelerinin katılımını sağlamak. Sivil toplum artık nerdeyse internete taşındığından, “sosyal medya” tekellerini, MHP’nin Kürt ve HDP düşmanı faşist içerikli yayınlarını kaldırmaya zorlayan kampanyalarla partiyi yalnızlaştırıp politik anlamda etkisizleştirmek.

Geniş cephe: Oluşturulan ırkçılık karşıtı platformun sağlayacağı güç ve güvenle, HDP’nin insiyatifinde otoriter rejime muhalif sağ ve sol partileri birleştiren geniş bir cephe fikrini gündeme getirmek. HDP’nin söylemleri ve duruşuyla insiyatif aldığını görebiliyoruz. Ama esas sorun, Marksist solun bu projeyi önemseyerek kuruluşuna aktif katılmasıdır. İlericilerin ve işçi sınıfının faşizmi tek başına yenemediği acı deneylerle devrimcilerin hafızasına kazınmıştır. Sol güçlerin yapıcı ve uzlaştırıcı bir dille, uzun erimli hedeflerini dayatmadan cephe içinde sadece politik çalışma hakkını elde etmesi başlangıç için yeterlidir.

Deniz Poyraz cinayeti ve son açıklamalar dikkatle okunursa önümüzdeki dönemin sert çatışmalarla geçeceği ve seçimlerin büyük olasılıkla 2023’e kadar yapılamayacağı anlaşılıyor. Süreç böyle devam ederse Millet İttifakı’nın er ya da geç bu pasif duruşunu terk etmesi kaçınılmaz gibi görünüyor.  İttifakın yeni kurulan partilerle genişletilmesi veya dağılması kaçınılmaz hale gelebilir.  İYİP Millet İttifakı’ndaki ırkçı-şoven milliyetçi söylemine son vermezse, aynı zamanda CHP, Kürt meselesine yaklaşımındaki “beka” kaygısını bir tarafa bırakmazsa, otoriter rejim bu zaafı kullanarak muhalefete geri adım attırabilir.  Bu nedenle HDP ve Sol partilerin geniş cephe projesini kamuoyunda ve muhalif partiler arasında her fırsatta dile getirmesi demokratik Türkiye’nin yararınadır.  

Devrimci militan demokrasi: Otoriter rejim muhalifi güçler arasındaki anayasa tartışmalarından hareketle iki tür demokrasi vizyonun varlığından söz etmek mümkündür. 

HDP ve sol partilerin benimsediği demokrasi anlayışının ana ilkeleri bilinmekle birlikte yeniden hatırlatmak gerekirse kısaca söyleyelim: Kürt halkının ve diğer azınlıkların temel haklarını koruyan, hukukun üstünlüğünün güçlü olduğu, siyasetten arındırılmış yargı, anti-ırkçılıkla, kadını ve emeği koruyan yasalarla donatılmış, güçler ayrılığını ve parlamentarizmi merkezine alan devrimci demokrasiyi gerçekleştirmek ilk hedefimizdir. Eğer bu demokratik vizyon, otoriter rejim öncesi ve sonrasında ana güce dönüştürülebilirse MHP ile beraber ırkçı-azgın milliyetçi bataklık kurutulabilir. 

Diğeri ise Millet İttifakı’nın içinde ve dışındaki sağ muhalif partilerin güçlendirilmiş parlamenter demokrasisidir. Etnik kültürel kimlik farklılıklarına kapalı, AKP öncesi dönemin geliştirilmiş demokrasisidir. Muhalefet bileşenleri tercihlerini bu yönde yaparlarsa MHP ve ırkçılıkla mücadele zamanla zayıflayabilir.      

Aktif anti-faşizm, geniş cephe ve militan devrimci demokrasi MHP’ye ve otoriter rejime son verebilecek gerçekçi bir seçenektir.  Böyle bir seçenek, devlet içinde çeteleşmiş polis ve istihbarat güçlerini, dolayısıyla sivil faşist odakları, tarikatları ve suç örgütlerini bitirebilir, ülkeyi aydınlık bir geleceğe götürebilir.  

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

two + 10 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.