Metin Altıok Anısına

Not: Yazarımız N.Kazım Öztürk,  Madımak otelinde hunharca katledilen canlardan, ozan Metin Altıok’la sanal ortamda, şiirleri üzerinden ‘atışma’ yaptı. Bu şiir şölenini Açık Gazete olarak sizinle paylaşmak istedik.

Öncesi; ‘Bir yanı hüzzam faslı, bir yanı çocukluğumuzun bayram yeri. Unutmaya başladığımız neredeyse yadsıdığımız korkularla, seslerle içli-dışlı. Bir İstanbul efendisi gibi rakı içiyor. Ceplerini ararsanız belki karanfil tohumu var’(1)

Sonrası; aldı âşıklar,

Bir acıya kiracıyım ben’

Gel bende kal, acıya kiracılığın bitsin. Pencereleri sarı hüzün rengine boyalı şaircik evinde kimsesizliğin ev sahipliğine ortak ol.

‘Koştum durmadan koştum o küçük yangınımla 

Adımın çaresiz kıyılarında kendi göğümü bulmaya’

Büyük yangınları sürükledin pesin sıra, geçtiğin her yer gül kızılı.

  Bunları yap, sakın unutma

Mum yak bir aşkın sıcak anısına

Cesedini bul bir yoluğun kıyısında’

Söylediklerini hiç atlamadan tek tek yaptım. Yalnız, bozkırın dondurucu soğuklarını inat mum yerine ateşlerin en delişmenini tutuşturdum.

Çık yola bir sabah erkenden

Ya hiçbir yerde görünme

Ya da geç aynı anda üç yerden’

Ben kendimi bildim bileli, bu oyunu çözemedim; nedir bu oyunun adı? Kendinden kaçmaca mı, yoksa bir yerlere geç kalmanın telaşı mı? Bilemedim.

Ölsem ayıptır sussam tehlikeli

Çok sevmeli öyleyse, çok söylemeli’

Bence de çok ama çok ayıp usta. Ölmek ve susmak yasak bize. Sen ayrılıkların güngörmüş öğretmeni, Bergama’nın bahar esintilerinde aşka dair bildiklerini anlat, ben özlemlerin çalışkan öğrencisi.

‘Avcılar ve köpekleri

Yaralı bir hayvanı kovalıyordu

Karın üstünde taze kan içleri’

Yaralı kuşkanadı telaşında ürkek.

 Gel pencereme kon.

 Avuçlarımda kor ateş,

Bozkır soğuklarına inat sakaklarımda kızıl yangınlar.

İnsan dediğin saçaktaki 

Güvercinin farkında olacak’

 Damlarda, kimsesizliğime yoldaş, yetim güvercinleri beslerim.

Bir akşam tek başınıza 

Bir otele gidersiniz

İçinizde yaralı bir aşkla’

Bir akşam vakti 33 canla bir karanlık ötele git, içinde haylaz bir aşk. Tek kıymetli eşyan, hüznünü müdüriyete teslim etmeyi unutma.

‘Biri mutlaka vardır

Zonguldak’ta Sivas’ta

Yakında ve uzakta’

Uzaklara gittiğinde konuşmak için bir sese ihtiyaç duyarsan, hiç çekinme çaldır. Elini uzat omuzuma koy. Ben Zonguldak’tan Sivas’a her bir yanındayım yangın yerinin.

Ve ikimiz ölümden konuşalım’

Bu akşam, haddimi aşıp konuşma konularını ben saptayacağım usta. Konular sırasıyla; yalnızlık, yalnızlık ve yine yalnızlık.  Yine de bilirim; konu yalnızlık olunca kekeme kalır dillerim senin yanında.

‘Görmesen seslerden anlıyorsun

Kazdıkları çukuru, ördükleri duvarı’

Bozkırın soğuk akşamlarında duydum çakal ulumalarını, kanatarak avuçlarımı doldurdum kazdıkları çukurları, söz bende usta, ben ki yüzyılların sokak çocuğu, bilirim her oyunun hileli zarlarını.

Yanımda bavulum, yılgın ve ihtiyar

Ne zaman bir dosta gitsem 

Evde yoklar’

Kapım hiç kapanmadı dostlara. Gecenin ne vakti canlar çalsa kapımı, cay ocakta, ateşte karanfil yaprakları.

‘Ödedim fazlasıyla, borcum yok kimseye

İncitemez artık kanayan yüreğimi

Geçmişin inatçı çalar saati’

Bizde veresiye defteri tutulmaz. ‘Yârin yanağından gayri’ ne varsa ortada. Dolabın orta gözünde, dünden-kalmışsa – birazda peynir var, rakının yanına.

‘ Bir çakal uluması kulaklarımda

Çocukluğumun hasat gecelerinden kalma’

Çakal uluması değil usta o kulaklarında çınlayan.  O sesler, çakallara inat, yetim çocukluğumuzdan süzülüp gelen delişmen dalgaların anne ninnileri.

Rüzgâr suskun bu gece’

 Çakallar sussun, çocuklar oynamakta.  Rüzgâra karsı sidik yarışında.

Uzun uzun uluyor

Bir çakal paslı sesiyle’

Bağ evlerinin dam yatakları, sen alışıksın çakal ulumalarına, yine de, kuş cıvıltıları sabahların ılık umutları.

Alev sardı odunları

Toprak aydınlandı, görüyorum

Ama giden gitti ne gelir elden’

 

Alev yangını gözlerle, ölümü beklerken bölüşülen son sigaraların genzi yakan dumanı,

Giden gitti yazık çok yazık hiçbir şey gelmedi elden,  otur yanı başıma da dinle, ben şimdi sana gelenleri anlatayım.

Bir ben kaldım şimdi

Tek yakın bana

Ama ben eskiden de

Hep böyle

Yalnız çıkardım yola’

El ele ölüm, düğün şenliği,

Ne yollara yalnız çıkılacak 

Ne de dondurucu soğuğunda bozkırın

Otel odalarında kaydımız yalnızlık hanesine yazılacak.

Hey ahbap, niye düştün yollara

Kaçılacak yer yok ki!

Olmasın ne çıkar

Yoruyorum ya peşimdekini’

Ezbere biliriz biz, ayrılışa dair yazılmış her ezgiyi. Kaçmak değil bizim derdimiz,  bizimkisi; kendine yetişmenin telaşı.

Bir iğdiş ve buruşuk zaman

Kimsenin dili yok dilinde’

Sessizce ölmek bizim ustalığımız, biz ki yalnızlıkların bozkır atlıları.

‘Hey yolcu; acıyım unutma

Ben de varım orda’

Sönmeyen ateş, bitmeyen şarkısınız siz. Sabaha ulaşmayan gece de sizi unutmak kimin haddine.

Acı, ey suskun yol arkadaşı anlatsana

Nerelisin, oğlun kızın var mı?

Nede çok kızların, oğulların varmış senin. Temmuz’un karasında ağlaşırlar benimle.

Bir hoşça kal bıraktım

Arkamda

Ve yarım bardak su

Yatağın başucunda’

Uzun sıcak gecelerde, başucumda yarım bardak su. Olur, ha terli terli gelir su istersin diye.

Tekinsizim size göre

İbret için 

Yakılması gereken’

Ezberleri bozan bozguncu, ölümünle yaktığın ateş ısıtır içimizi.

‘Ben şimdi çıkıyorum

Belki geç gelirim’

Döndüğünde ben belki olmam. Anahtarın yerini biliyorsun; kapının üstünde

‘Rivayetlere dayanıyor

Belirsiz geçmişim

Bir fotoğrafın arabı gibi

Donuk bakıyor gözlerim’

Ürkekliğin, karalığın kendinle hesaplaşmadan kalan hüznün bakiyesi. Efkârlı seni.

Hipodromda yatıp

Kalkan bir adamın

Ölü bulunduğunu 

Yazdı gazeteler

Haber olarak

Tokatlıymış

Ya da Çorumlu’

Sana en çok bozkır yaraşır. Anadolu’nun karanlık gecelerinden süzülmüş, taşra suskunluğu. Rakı ile dostluk bir de Kordon da. Sen olsa olsa Anadolulu doğar Anadolu’da ölürsün.

Gün bitti lambayı hazırla

Işık kalmadı girecek odamıza

Çek perdeleri sevdiceğim’

Çakallara inat ateş yakmak bizim zanaatımız.  Yaktığımız ateşler tutuşturur karanlık zindanları.

‘Ben artık mümkünü yok ölürüm

Tabutum bile olmaz taşınacak’

Çok şanslısın be usta. Yalnızlığı yaşarken kendi sessizliğinde, dostlarınla, düğün alayı şenliğinde ölüme gitmek, her kula nasip olmaz. Kıskandırdın bizi.

Bağırsan neye yarar, nasılsa duymazlar

Ben bir kömür ocağının onulmaz göçüğüyüm

İçimde cesetler ve daha ölmemişle’

Adım gibi biliyorum; dışardaki çakal ulumalarına inat, sessizce şiir okudun dostlarına, ölüme giderken, yaşama dair.

Saçlarımı taradım, toparladım ortalığı

Çay demledim senin için

İçimde bir terminal kalabalığı’

Arka cepte tarak, yılların hüznü sakakları taramak için. Ancak senden beklenir; ölüme bile taranmış saçlarla gitmek.

Yaşamak sakaya gelmez ciddi bir iştir

Ancak bunu bilenler

Hayatı bazen hafife alabilir’

Senden öğrendim ben; yaşamı hafife almanın, aslında ciddi adam olmanın şartı olduğunu.

Osmanlı üç kıtaya yayıldı

Ama güngörmüş Anadolu

Yine de hiç Osmanlı olmadı’

Onun için dedim ya! Sen olsa olsa Anadolulu olursun. Gece masallarının atsız koşturanı.

İstanbul’dur derim elbet

Geçmişini, şimdisini

Çekinmeden yakan tek kent’

Ben gençliğimle İstanbullu sayılırım. Gel,  sana İstanbul’u dolaştırayım. Gündüz; kavgamızın köşe başları, akşama; rakı .

İnsan usul usul ölmek için gelir dünyaya

Başlar her gün biraz daha insan olmaya

Ve ölürken usul usul ne tuhaf

Âşık olur kedi besler, isim verir eşyaya’

Şimdilerde senin doğduğun yerlere yakın, bir Ege kasabasında usul usul ölmekteyim ben. Adı Leyla, benden de tembel bir kedim var,  şarabın kırmızısını içiyor, sadece ellerimle eşyasız yaşamayı beceriyorum.  Aşk mı; o, zaten hiç bitmedi.  Padişah gözdesi.

Uzandım usulca sigarama 

Yavan ömrüme katık

Ben o gün öldüm gülüm

Bir daha ölmem artık’

Biz ki yaşamı öğreten şairler derlemesi. Yine de en iyi bildiğimiz konu ölmek. Bugünkü konumuz dünden yarım kalan; ölmeye dair çeşitlemeler.

Acının dudakları varsın benimle solsun

Kapım açık her ölüme nasıl olursa olsun’

 Yola çıkmak, ayrılığa, ölüme gitmek için İzban kartında hep kredin vardır senin. Ne olur be usta, çok sarhoş ol da kartını denize düşür, gideme bu kezlik evde kal.

Ey otel ülkemin ta kendisisin sen benim

Bazen seni küçültmek için otellere giderim’

Bırak artık otel odalarını, bana yatıya gel, yer yatağı sererim, serin serin yatarsın. Yastığının yanında yazdan kalma bizim bahçeden gülkuruları.

İşte o öldü artık

Bir yas bıraktı arkasında

Ve çağ dışı bir korku

Hısıma akrabaya’

Sessiz çığlıklarınız Anadolu’nun virane dağlarında dolaşır geceleri, korkunuz dağları bekler, ateşleriniz aydınlatmakta karanlıkları.

Madımakta katledilen canlara saygıyla.

N.Kazım Öztürk

  1. Özdemir İnce- Kendinin Avcısı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

17 − 8 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.