BU GÖL İZNİK GÖLÜDÜR:  “SARIKIZ” EFSANESİ

RECEP MEŞE – Bir İznik gölü köyü olan Keramet Köyünün Ilıcası,  gölün hemen 250 metre yakınında, bu günkü gibi ranta açılıp ticarileştirilmediği zamanlarda, doğal halinde, maki çalılıkların arasında yarım top sahası büyüklüğünde bir sıcak su gölüydü.

     Uzaktan bakıldığında yeşilimsi bir renk alan ve kükürtlü olduğu söylenen su, bir köşesindeki kayalıkların dibinden kaynıyor, sığ yerleri bele kadar gelirken, derin yerleri bir adam boyunu geçiyordu. İçinde insan boğulduğu olmuştu. 

     Kışın dahi karda yağmurda Ilıca’nın üstünde bir buhar tabakası oluşur ki sanırsınız su kaynıyor; köyün maceracı gençleri suya girmekten çekinmezler.

     Yaz kış suyu sıcak olan gölde köylü içinde yüzüyor, gusül abdesti alıp cünüplüğünü gideriyor, sabunlanıp yıkanıyor, köyün kadınları da kenarında halı, çul, pılı pırtı yıkıyorlar, hassaten köyün çocukları yüzmeyi bu suda öğreniyorlardı.

     Suyun cilt hastalıklarına ve yaralara iyi geldiği biliniyor, hele en derin yerinden dipten çıkarılan balçık batağın vücuda sürüldüğünde romatizma gibi çeşitli hastalıklara şifa olduğuna inanılıyordu.

     Ilıca köyün ortak malıydı.

     Ilıca ile ilgili, eski tarihlerden beri süregelen bir efsane vardı. Efsaneye göre Ilıcada bir “Sarıkız” yaşıyor, özellikle dolunayın olduğu gecelerde ve sabahın çok erken vakitlerinde ortaya çıkıyor, bazı köylüler tarafından görüldüğü iddia edilirken o berrak suda yüzdüğü, kenardaki kayanın üzerine yan bir şekilde uzandığı anlatılıyordu. Beline kadar sarı saçlarıyla, olağanüstü güzelliği ve bir kuğu zarifliğinde olduğu belirtiliyor, tıpkı peri kızı gibi ruhani bir varlık olarak kabul ediliyordu.

     Bu efsane, halkın hayalinde şekil değiştirerek, ağızdan ağıza dolaşıp, nesilden nesile geçerken efsanenin başlangıcı belirsizdi. Ne zamandan beri vardı, nasıl oluşmuştu? Tarihi kökleri mi vardı? Dini kökleri ya da? Mitolojik kökleri vardı belki de. Hatta fantastik kökleri mi vardı bilinmez. Ama gerçek oydu ki Sarıkız imgesi ile Ilıca arasında bir bütünlük kurulmuştu ve bu, Ilıcaya bir gizem katıyordu.

     Aynı zamanda erkeklerin nazarında, onların mistik aşk duygularını besliyordu.

     Adı üstünde efsanedir ama yöre ya da halk kültüründe önemli bir yer tutar efsaneler. Sarıkız da binlerce yıllık tarihinin bize ulaştırdığı bir mirastı. Dini, sosyal, kültürel kodların imbiğinden geçmiştir.

     Yıllar sonra bu efsane – faraza – neredeyse gerçeğe dönüşecekti.

     Ilıcanın aşağısında, göl kenarı ranta açılmış, beton yapılaşmalar başladığından İstanbullular zeytinlikler almışlar, içine villa misali evler yapmışlardı. İçlerinden bir zat, Alman eşi ve kızı Maria (Meryem) ile kendi dubleks evlerinde yaşıyorlardı.

     Meryem ılıcayı keşfetmiş, her sabah erken saatte yürüyerek ılıcaya geliyor, hem yürüyüşünü yapıyor hem de suya girip yüzüyordu. Meryem, uzun boylu, uzun sarı saçlarıyla güzel bir kızdı.

     Ilıcanın üstünden köy yolu geçiyordu. Bir sabah erkenden gübre dolu küfeleri eşeğine sarmış bir köylü oradan bahçesine geçerken aşağıda sudan yeni çıkmış, Kayanın üstünde oturan Meryem’i gördü. Korkuyla çalıların arasına gizlenip izledi. Vücuduna bir ürperti geldi. Yoksa yıllardır rivayet edilen Sarıkız’ı mı görüyordu. Gözlerini ovalayıp yine baktı. Efsanedeki Sarıkıza çok uyuyordu. Eşeği ilerlemiş uzaklaşmış o ise orada çivilenip kalmıştı. Hayalle gerçek arasındaydı. Çalıların arasından seğirtip eşeğine yetişti. Dönüşte tekrar baktığında kız yoktu. 

     Köye varıp kahve önüne çıktığında, köylülere doğru olduğundan şüphe duysa da Sarıkız’ı gördüğünü söyledi. Köylülerin bazısı inanmış kimisi de inanmamıştı. İçlerinden biri çıkıp:

     “Hadi ordan be dangalak!” dedi. Göl kenarındaki o evlerin bekçiliğini yapıyordu. “O, göl kıyısındaki iki katlı evin kızı, her sabah erkenden ılıcaya gider.” dedi.

     Sonraki günler bu köye yayıldı. Bunu duyan köyün gençleri erkenden ılıcaya gitmeye başladılar. Meryem ile beraber suya giriyorlar, köpekleme, kurbağalama ve su altından yüzme marifetlerini gösteriyorlar, zaman zaman da kayadan çuvallama ve balıklama atlayışlarını sergileyerek sığ yerde karınlarını içeri çekip üçgen vücutlarını ve tarlada çalışmaktan yumurta haline gelmiş kaslarını gösteriyorlar, Meryem’in dikkatini çekmeye çalışıyorlardı.

     Meryem bu durumdan sıkılmış, rahatsız olmuş, artık gelmiyordu.

     Sihir bozulmuştu.

     Meryem’in egzotik, melez güzelliğinin gerçekliğiyle, otantik “Sarıkız” efsanesi böyle tüketilmişti.

     O zamandan sonra “sarıkız” efsanesinden pek söz edilmedi.

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

eighteen − seventeen =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.