Master Alaz’a mektup yağıyor…

ilk torunumuz… Ki, o kadar! Başka laf yok! Adresin açılımına gelince, “Master”, küçük bey demektir. Gerçi master’ın İngilizcede çok anlamı var, ama bu bapta, küçük bey… Bu da kesin. “Alaz” ise, küçük beyimizin küçük adı oluyor; “alaz alaz”dan geliyor ve “Alev”,” yalaz” gibi karşılıkları var halk dilinde. Ve “N” ise, Kızıldere katliamının kurbanlarından ağabeyim Nihat YILMAZ’ın küçük adı, ki artık NİHAT ailecek göbek adımız bizim. Ve de “YILMAZ”ı biliyorsunuz: 1934’ten bu yana soyadımız YILMAZ’dır. Daha öncesinde Suknişşvili imiş soyumuzun adı, ki bu da Gürcüce de Şişmanoğlu anlamına geliyor. Adresin “41 Moira Close, London N 17 6HZ” bölümünü ise, İngilizlerden sorun. Zaten Mektupların ilki de bir İngiliz bankasından… Yani bizim Küçük Bey şimdiden bir banka mudisidir. Ama bunu ciddiye alın lütfen, çünkü banka mudiliği geçerliliği açısından İngiliz Nüfus kağıdını çoktan sollamış bulunuyor! Var mı bankada hesabın ve de ona dair bir kimliğin, tamamdır; nüfus kağıdı müfus kağıdı istemez! Yani bizim Küçük Bey, Master Alaz N YILMAZ’ın çifte vatandaşlığının birinci teki de cepte…

Ne var ki, Küçük Bey, 19 Ekim 2013’te UCLH doğumevinde dünyamıza geldi ve karı-koca bizim bir “Evlenme yıl dönümümüz” vardı ona da el koydu! Valla, bıyıkları terlememişti henüz ama kaşları, saçları , 4 kilo 565 gram ağırlığı ve de 57 santim boyuyla öyle bir yağız delikanlıydı ki bu Küçük Bey, itiraz bilem edemedik sevinç telaşıyla! Üstelik, ayrı odadayken önce eşim yani babaannesi Fatma Zehra ile ben mi, yoksa babası Ateş ile annesi Burcu mu ve küçük gelinimiz Ceylan mı başına üşüştük, hatırlamıyorum. Ve hep hastanede Burcu ile geceleyen anneannesi Sevgi Kartal ile yeğenim Ayşe Aydın’ın sıra bekleyişleri ve dükkanda nöbetçi bıraktığımız amcası Nihat’ın dakika dakika telefonları…Ve hazır bulunan öteki yeğenim Ayla Sonkaynar ve amcamın torunlarından damatlarımız Yusuf Sonkaynar ile Süleyman Aydın ve çocukları zehra ile Haldun, haldun’un eşi Zübeyde ve kızları Zeren Sonkaynar ve Süleyman ile Ayşe’den yeğen torunlarımız Özgecan ile Özkan Aydın ve yeğenim Altan Yılmaz ve kızı ceren… Ve bir sevgi seli, bir curcuna ki, ne bileyim! Tarifsiz… Dahası, eve döneceğim ama eşim? Ayır bakalım ayırabiliyorsan torunundan onu! Ve çaresiz tek başıma eve ulaştım, fakat bu sefer de telefonlar…

İstanbul’dan dedesi Doğan Kartal, teyzesi Duygu ve Burcu’nun anneannesi, dedesi ve halaları, teyzeleri, dayısı…Ve Taa Fatsa’dan Kızkardeşim Leyla Demirkol ve kocası -ilk eniştemiz – Ali Faik’ın telefonları Ve yine Fatsa’dan yeğenlerim Adil, eşi Melek, Hacı Aziz,eşi Selma Demirkol, Vildan, eşi İrfan Yahşi ve Aynur, eşi Süleyman Altınsoy ve onların çocukları Ve Nihat abimin oğlu Kerem ve annesi Nezihe yengem ve Ünyeden yeğenim Fatma ve damadığımız Hüseyin Çalışkan ve oğlu ve kızı …Ve Gerze’den Nihat abimin gelini Sebile ve oğlu Efe Nihat ve kızı Sena ve Antalya’dan yeğenim Zehra ve damadımız Hasan Kılınç ve çocukları …Hep telefondalar… Ve Alanya’dan eniştem Osman Satı ve 2004’te kaybettiğimiz küçük kızkardeşim Necla’nın çocukları ve benim de yeğenlerim Murat, Talat ve Rükset Satı ve Murat’ın, Talat’ın eşleri Nezahat ile Arzu ve onların da çocuklarının telefonları…Ve Fatsa’dan ve Ankara’dan ve İstanbul ve Samsun ve Alanya’dan, ve, ve …tüm akraba-i taallükattan telefon… Ve şimdi de ben bu Londra’nın üstesinden nasıl geleceğim? Benim ile eşimin canımız gibi sevdiğimiz dostlarımızın telefonları; Alaz’ın babası ATEŞ ve annesi BURCU’nun dostları, tanıdıkları…

Ve Alaz’ın amcası Nihat’ın ve gelinimiz Ceylan’ın dostları, tanıdıkları ve dünürüm Mustafa Ünal bey ve eşi Dilek hanım ve oğlu Alihan Ünal ve diğer akrabalarımız, ve komşularımız ve tanıdıklarımız ve arkadaşlarımız. Telefon, telefon… Hani korkmaya da başladım bir yandan: “Görmemişin bir oğlu olmuş da.. tutmuş orasını koparmış!…” Ve de evin içinde dönenmeye başladım bir başıma: Ya şu da olursa, ya bu da olursa…ki, aman haaa diyorum kendi kendime: dur! Kovdun kafamdan bütün belaları. Ama telefonlar?.. Bir de demezler mi ki “gördük biz Alaz’ı… ay ne kadar güzel, ne kadar yakışıklı bebek…” Yahu, allah allah! Nerden gördün diyorum arkadaş, daha ben bile görmedim doğru dürüst!.. Meğer Ateş anında cep telefonuyla halletmiş herşeyi! Yollanacak sesse ses, görüntüyse görüntü… Ve de ALAZ N YILMAZ, doğar doğmaz meşhur kere meşhur! Üstelik telefonlarını geçtik, mektupları da yağıyor birer, ikişer… Yok, yok…Artık ben de alıştım ALAZ’a. Kucağıma alıp sohbet ediyorum onunla, hatta göbeğimin üstünde uyutuyorum bile, hem de ALAZ en çok beni seviyor, nabeerrrr!.. Ki, keyfim keyf… Ama, laf aramızda, kıskanıyorum da biraz…Baksanıza adam beni de solladı yahu!; MASTER ALAZ’a, MEKTUP YAĞIYOR, mektup…
Yazarın diğer köşe yazıları için tıklayınız

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.