Su koktu!

Kişi ve toplumların yaşam pratikleri süreç içinde, öncesi düşünceye, sonrası dil olarak kendini, çevresini ve yaşadığı deneyimleri ifade edeceği deyimlere dönüşür.

Ortaçağ İngiltere’sinde ‘Don’t throw the baby out with the water’(1) İngiliz halkının türettiği deyimlerden biridir.

1500 yılları İngiltere’sinde evlilikler genellikle Haziran ayında yapılırmış. Haziran ayının seçilmesinin nedeni, Mayıs ayında yapılan senelik banyonun, temizlik ve koku anlamında senenin ileri dönemlerine göre daha iyi ‘seviyede’ olmasındanmış. Evlilik törenlerinde gelinler yine de ‘işi’ (koku) garantiye almak için ellerinde bir demet buket çiçek taşırlarmış. Günümüz nikâh törenlerinde gelinlerin, diğer adayların kapması için havaya attığı demet acaba o günlerden mi kalma?

Mayıs ayında yapılan senelik banyonun aile içinde hiyerarşik bir öncelik sırası olurmuş. Hiyerarşinin en üst basamağında olan evin babası, içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıda ilk yıkanarak ayrıcalığın tadını çıkarır, sonra aynı suda sırasıyla evin erkekleri, sonra kadınlar yıkanır ve en son olarak bebekleri yıkarlarmış. Sıranın sonunda olan bebeklere gelindiğinde suyun kirlilik seviyesini tahmin etmek hiçte zor değildir sanırım. Suyun kirliliğinden fıçının dibi görünmez, kokudan ise fıçının yanına yaklaşılmaz bir hal alırmış. Dibi görünmez, yanına yaklaşılamaz suyun fırlatılıp atılmasına sıra geldiğinde, en son yıkanan bebeklerin kirli suyla fırlatılması ‘teorik ‘ olarak olası olabileceğinden, kirli suyla beraber bebekleri de atmayın ikazı yapılması hâsıl olurmuş. 

Gelelim günümüz Türkiye’sinin su ’yuna; sırasıyla Penguanlar, Tugev, Ensar’larla su öylesine kirlendi ki, bu kirli su ’yun Türkiye’nin gerek politik, gerekse ideolojik arenasından bir daha geri dönmeyecek şekilde fırlatılıp atılmasının zamanı geldi de geçiyor.

Kirliler, toplumu yönetmeye(yönetememe) başladığında, çağdışı zihniyetin en basit göstergeleri; vurgun, suiistimal, devletin bütün kurumlarına hastalıklı bir virüs gibi yayılan kayırmacılık siyasetidir. Bu ortaçağ ideolojisi, devleti; soygunun, vurgunun bir aygıtı olarak algılar, sonuna kadar kullanır, kullandıkça kirli olan kendisinin yanına devlet mekanizmasını da katar. Kirlilik son aşamada suyun kokmasına evrilir. Bu aşamada artık suyu kurtarmak, temizlemek söz konusu olamaz. Tek bir çözüm vardır artık, fıçıyı içindeki kirli, kokan su ile birlikte fırlatıp atmak. Kuramsal jargonla ifade edersek; burjuvazinin uzun erimli, kendi mantığı içinde kalıcı olmak( sistemin kendini yeniden üretme) yapıyı(devlet) ‘saygınlaştırma uğraşı, ortaçağ karanlığından kalma ilkel; ’ben’biz’ basitliğinde dibe vurmuştur artık. Bu aşamaya gelindiğinde, ne içine yıkanmak için girilecek bir fıçı,  ne de fıçının içinde yıkanacak temiz su kalmıştır artık.

Yazının başlangıcında saptamamız neydi; kişinin ve toplumların pratikleri(üretim) önce düşünceye, sonra; dil olarak kendini ve çevresini daha kolay ifade edeceği deyimlere dönüşür şeklindeydi.

İngilizler yüzyıllar öncesinden türetmiş, bizim neyimiz eksik! Bizde becerebiliriz. Sıra bizde., 

Bizim ki     ‘kokmuş suyu; içindeki pisliklerle beraber fırlatın atın’ olsun.

Hepinize temiz sulu banyolar dileği ile saygılar sunarım.

______________

N.Kazım Öztürk

 (1) Banyo suyuyla bebeği de atmayın

Not: Uzun yıllar yaşadığım günümüz İngiltere’sinde, gerek İngilizlere ve özelikle de İngiliz arkadaşlarıma haksızlık yapmak hiç istemem, bu gelenek artık yaşanmadığı gibi, sabahları duş almadan sokağa çıkmayan çok İngiliz( özellikle dostlarım) var.

.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.