Umre günlerim (2)

Medine’de gözyaşlarım hiç dinmedi. Hep kaybettiğim bebeğimi düşünüp ağladım. Onu unutamıyordum. Onu dünyaya getirmeye gücüm yetmemişti. Karnımda tutamamıştım onu. Düşündükçe ağlıyordum.

İtikafa kaldığım gecelerin birinde yine kızımı düşünüp ağlamaya başlamıştım. Gözyaşlarım usulca yanaklarımdan dökülüyordu. O sırada tuhaf bir şey oldu. Namazı kıldıran kişi de ağlamaya başladı. Ben sessizce, o ise hıçkırarak ağlıyordu. Bir süre namazı kıldıramadı. Sonra toparlandı ve namazı kıldırmaya devam etti. Gördüm ki, Medine’de sadece ben ağlamıyordum. Yalnız değildim. Acım biraz olsun hafiflemişti.

Mekke’ye gidiş

Medine’den bayrama iki gün kala ayrıldım. Gece yolculuğu yaparak Mekke’ye hareket ettik. Tur şirketi korsan bir taksiyle anlaştı. Taksi’nin Türk olmasına özellikle dikkat etti. Arap polisler korsan taksilere, özellikle korsan Türk taksilere büyük cezalar yazıyorlarmış ama, yine de tur şirketleri müşterilerini Arap şoförlere emanet etmiyorlar. Arap şoförlerin, mikat yerine gelince, namaz kılıp ihrama giren umreci ya da hacı adaylarını camide bırakıp kaçtıkları sıkça rastlanan bir durummuş. Düşünsenize, bütün eşyanız, paralarınız taksiyle birlikte uçup gidiyor. Bu yüzden tanıdık şoförler dışında hiç kimseye güvenmiyorlar.
Biz de tanıdık bir şoföre emanet edilerek Mekke’ye doğru yola çıktık. Medine’den Mekke’ye geçenlerin ihrama girdiği Zülhuleyfe denilen bir yerde mola verdik. Medine’ye yaklaşık 10 km. Mekke’ye ise 450 km. mesafede bir yer burası. Hz. Muhammed’in veda haccında ihrama girdiği bu yerden, biz de ihrama girip umre yapmak niyetiyle Mekke’ye doğru yolumuza devam ettik.

Mekke’ye sabah ezanı okunmadan vardık ve hiç vakit kaybetmeden Kabe’ye gittik. Otelimiz Kabe’ye yakındı. Otelden çıktıktan kısa bir süre sonra Kabe’nin etrafında çokça eleştirilen gökdelenler gözüme ilişti. Açıkçası sabahın güne dönmeyen karanlığında gökdelenler gözüme çok hoş göründü. Aynı gökdelenler gündüz vakitlerinde gözünüze hoş görünmese de, içlerindeki lüks alışveriş merkezleri, sizi sıcaktan koruyup, soluklanmanız için kurtarıcı oluyor doğrusu
Kabe tıpkı fotoğraflarda gördüğüm gibi. Fotoğraflarda etkisi tam olarak belli olmuyor tabii. Büyük bir yapı değil ama etkisi çok büyük. Sizi kendine çeken bir gücü var. Ona bakınca içiniz bir garip oluyor. Sürekli bakmak istiyorsunuz. Gözünüzü ondan ayırmak istemiyorsunuz. Kabe yaklaşık 13 m. yüksekliğinde, 12 m. boyunda ve 11 m. genişliğinde taştan yapılmış dört köşe bir bina. Burası ilk insanın, yani Adem ile Havva’nın evi. Nuh Peygamber zamanında sular altında kalan Kabe’nin yeniden inşası Hz. İbrahim zamanında oluyor.

Tavaf ve say

Kâbe’nin doğudaki köşesine “Rükn-i Hacer-i Esved” veya “Rükn-i Şarki”, batı köşesine “Rükn-i Şamî”, güney köşesine “Rükn-i Yemanî”, kuzey köşesine de “Rükn-i Iraki” deniyor.

Umre yaparken Kabe’yi 7 kere dolaştık. Bu işleme tavaf deniyor. Tavaf, Hacer-i Esved taşını elle selamlayıp, sağ elin avucu öpülerek başlıyor ve Kabe’nin etrafında yürünüyor ve bu işlem toplam 7 kere tekrarlanıyor. Ardından tavaf namazı kılınıyor ve say yapmak için Safa tepesine geliniyor.
Say takriben 400 m. uzunluğundaki Safa ve Merve tepeleri arasında yapılıyor. Safa’dan Merve’ye dört gidiş, Merve’den Safa’ya üç gelişten ibaret olan say, Safa tepesinde başlayıp, Merve tepesinde bitiyor. Bitişte dua ediliyor ve bir miktar saç kesiliyor. Saçın kesilmesiyle ihramdan çıkılmış olunuyor. Dolayısıyla ihram yasakları da ortadan kalkmış oluyor.

Umre’nin iki farzı var. Yani iki yapılması zorunlu olan koşulu var. İlki ihrama girmek, ikincisi de tavaf etmek. İhrama girmek için Mikat adı verilen giriş kapılarından Harem bölgesine girmek gerekir. İhrama giren kişinin belli yasaklara uyması gerekiyor. Örneğin ihramlıyken saç, sakal, bıyık kesilemez. Vücut kılları alınamaz. Tırnak kesilemez. Koku sürülemez. Kokulu sabun bile kullanılamaz. Tartışma, kavga da yasak olan davranışlar. Harem bölgesi içindeki bitkiler koparılamaz, hayvanlar öldürülemez vs… Bu yasakların ihlali, yasağın çeşidine ve ihlal biçimine göre değişen cezaları gerektiriyor. Kurban kesmek, sadaka vermek, oruç tutmak gibi…

Hiranur ve Sevr Mağaraları

Mekke’de görülmesi gereken başka yerler de var elbette. Hiranur ve Sevr Mağarası bunlardan sadece iki tanesi. Hiranur Mağarası Hz. Muhammed’e ilk vahyin geldiği mağara. Sevr Mağarası ise Hz. Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicret ederken Hz. Ebu Bekir’le birlikte sığındıkları mağara. Hani örümceğin girişine ağ ördüğü mağara var ya, işte bu o mağara.

Harem bölgeleri gayri Müslimlere yasak

Mekke’de de Medine’de olduğu gibi herkes örtülü. Dolayısıyla herkes Müslüman. Zaten bildiğim kadarıyla Harem bölgelerine gayri Müslimler giremiyor. Mekke’deki Harem bölgesinin sınırları Cebrail tarafından Hz. Muhammed’e bildirilmiş sınırlar. O sınırlar çok dikkatli bir şekilde korunuyor. Medine’deki Harem bölgesinin sınırlarını ise Hz. Muhammed belirlemiş. Onun sınırları da çok dikkatli bir şekilde korunuyor. Daha doğrusu bu sınırların ihlal edilmemesi için çok hassas davranıyorlar. Öyle ki, uluslararası organizasyonların yapılacağı yerler, söz gelimi panellerin, kongrelerin yapıldığı kongre salonları ve stadyumlar gayri Müslimlerin gelmesi olasılığı düşünülerek harem bölgelerinin dışına yapılıyor.

Her iki harem bölgesinin bir de merkezi var. Mekke’deki Harem bölgesinin merkezi Kabe, Medine’deki Harem bölgesinin merkezi ise Mescid-i Nebevi’dir.
Harem bölgelerine gayri Müslimlerin alınmadığını söylemiştik. Gerçi sıkı bir kontrol yok. En azından ben tanık olmadım. Gayri Müslimlerden de Harem bölgelerine girmek için bir talep yok. Nedenini bilmiyorum ama, büyük ihtimalle korkudur diye düşünüyorum. Çünkü harem bölgesinde görülen gayri Müslimlerin öldürülme emri var. Görüldükleri yerde sorgusuz sualsiz öldürülebilirler.

Mekke’de yaşam

Mekke, Medine kadar derli toplu bir şehir değil. Yerleşimi dağınık. Temiz değil. Yollar, caddeler, hatta oteller pis. Medine kadar kolay bir şehir de değil. Kalabalık ve gürültülü. Yaşaması zor, ibadeti de zor. İnsanı yoran bir şehir. Fakat Kabe öyle değil. Kabe’ye bakınca rahatlıyorsunuz. Dinlendiğinizi hissediyorsunuz.
Aslında Mekke’yi bir on – onbeş yıl sonra görmek gerekir. Çünkü henüz yapım aşamasında. Kabe’nin çevresi düzenleniyor. Gökdelenlerin bir kısmı yapılmış, diğerlerinin ise yıkım işleri yapılıyor. Senenin her ayında ziyaretçi olduğu için binaların –ki bunların çoğu otel- hepsi birden yıkılamıyor. Bölüm bölüm yıkıyor ve bölüm bölüm yapıyorlar. Kabe’nin etrafındaki eski yeni ne varsa yıkılacak ve belirlenen bir konseptle yeniden yapılanacak. Söylendiğine göre Kabe’nin çevresi tamamen yaya bölgesine dönüştürülerek ve 3 milyon kişinin aynı anda ibadet etmesi sağlanacak.

Mekke’de yeni yapılan büyük alışveriş merkezlerinin dışında sokak satıcıları ve küçük küçük dükkanlar sıkça karşınıza çıkıyor. Oralardan hediyelik eşya alabilirsiniz. Pazarlıksız alışveriş yapılmıyor. Zaten satıcılar, sizi çevirip, “hacı gel ikram” diyerek malını satmaya çalışıyor. Küçük esnafın hemen hepsi Türkçe biliyor. En azından malını satacak kadar Türkçe’ye hakimler.

Mekke’de her milletten insan var. Afgan’ı, Pakistanlısı, Endonezyalısı, Çinlisi, Iraklısı, İranlısı, Tunuslusu hangi milletten Müslüman ararsanız var. Hepsinin amacı aynı. Allah’ın evini ziyaret etmek.

Mekke’de bayram

Bayramda Mekke’deydik. Sabah namazına yer bulamayacağımızı düşünerek sabah saat dört gibi Mescid-i Haram’daydık ve Kabe’yi göreceğimiz bir yerde oturduk. Önce sabah namazını kıldık. Bayram namazını kılmadan Arap kadınları çantalarından çikolatalar, şekerlemeler, hurmalar, kekler vs. çıkartıp ikram etmeye başladı. Şekerler, çikolatalar havada uçuşmaya başladı. Sonra bayram namazı kılındı ve insanlar birbiriyle bayramlaşmaya başladı. Herkes en güzel kıyafetlerini giyip gelmişti. Şıkır şıkırdılar. Abayeleri her zamankinden daha süslü püslü, daha pullu pulluydu. Başörtüleri de öyle…

Cidde’den dönüş

Bayramdan sonra dönüş hazırlıklarımıza başladık. Dönüşümüz Cidde Havaalanından olduğu için Cidde’yi görmek de kısmet oldu. Cidde deniz kenarında güzel bir şehir. Burada kadınların çoğu örtülü ama, arada sırada yarım örtülü ya da örtüsüz kadın görmeniz de mümkün.

Orada neyi fark ettim biliyor musunuz? Arap kadınları da baştan sona siyah giyiyorlar ama, bizim kara çarşaflı kadınlarımız gibi değiller. Siyah, upuzun abayeleri onları son derece şık ve seksi gösteriyor. Açıkçası ben de kendime süslü püslü bir abaye aldım ve çok severek giydim. İncecik, tiril tiril ve çok şık… Tıpkı abiye bir elbise gibi…

Arabistan’daki ilk ve tek iltifatımı havaalanındaki pasaport kontroldeki memurdan aldım. Dönerken üzerimde abaye yoktu, siyah bluz ve siyah bir etek giyiyordum. Başımda da siyah bir başörtüsü vardı. Memur pasaportuma baktı ve başı açık fotoğrafımı görünce “sizin fotoğrafınız mı” diye sordu? Çekinerek “evet” dedim. Pasaportumun arasındaki iki adet fotoğraftan birini almak istedi, kabul etmedim. “Evli misiniz” diye sordu, “evet” yanıtını alınca da benden özür diledi. Ben de iltifatı için teşekkür ettim.

İşte böyle…

Umre günlerim işte böyle geçti…

Umre notları

-Medine’de de Mekke’de de her namazdan sonra cenaze namazı kınlıyor. Önce her namazdan sonra cenaze namazı kılmanın bir gelenek olduğunu sandım ama,öyle değilmiş. Gerçekten cenaze olduğu için namaz kılınıyormuş. Bu kadar kalabalık olan yerlerde cenazelerin çok olması normal aslında. Burada cenaze ve defin işlemleri çok hızlı oluyor. Cenazeler iki kişinin omuzunda, tabuta konmadan, sedyelerin üzerinde Kabe’ye getiriliyor, namaz kılındıktan sonra da hızlı hızlı Cennet-ül Ma’laya veya Cennet-ül Baki’ye götürülüyor. Hacı ve umrecilerden vefat edenlerin cenazeleri ailelerine verilmiyor. Vefat gerçekleşir gerçekleşmez, kimlik bilgileri alınıyor, fotoğrafları çekiliyor ve bekletilmeden defnediliyor.

-Suudi Arabistan’ın su kaynakları yok. Deniz suyunu arıtıp kullanıyorlar. Otellere tankerlerle su taşınıyor. Hava çok sıcak olduğu için depolardaki sular ısınıyor ve sular sürekli sıcak akıyor. Sıcak su musluğunu açmak mümkün değil. Soğuk su musluğundan akan sularla rahatça yıkanabilirsiniz. Hatta haşlanabilirsiniz de…

-Mescid-i Nebevi’de ve Kabe’de el ele tutuşan erkekler görürseniz şaşırmayın. Yaşlıların kaybolmamak için el ele tutuştuğunu düşünebiliriz ama gençlerin neden el ele tutuştuğu konusunda bir düşüncem yok. Herhalde gelenek olmalı.

-Türk hacı ve umreci kadınları tanımak çok kolay. Başörtüleri oyalı olan kadınlar mutlaka Türktür. Başörtülerine sarı gül, kırmızı gül takanlar görürseniz onların da Türk olduğundan emin olabilirsiniz. Kafilelerinden olan adayları tanımak için uygulanan bu tür garip buluşlar genellikle bize ait.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.