Varış Yeri: Vietnam, Görev: İngilizce hocalığı

Bu kentin niye böyle adlandırıldığını anlamak basit: Her taraf motorsiklet, moped ve bisikletle, hatta çekçekle dolu; cangıl gibi ortalık…
Taksiler dışında sokakta otomobil görmek neredeyse çok zordur.
Fakat bu otomobilsizliğine karşın kentin trafik karmaşası çılgınca sürüyor…
Resmî makamlar, kentte hergün ortalaması yaklaşık olarak 52 sayısına ulaşan bisiklet kazası kaydediyormuş.
Vietnam seyahetime ( macerama! ) havalimanından çıkar çıkmaz bu cangılda ve kentinde başladım.
Buradan son durağım olacak kıyı kenti Vung Tau’ya beni götürecek tekneye yetişmek üzere taksideydim; çevreye göz atıyorum…
Hoi Chi Minh kentini yeteri kadar görecek zamanım olmadıysa da gördüğüm bana yeter gibiydi…
Çok kalabalık, çok kirli ve çok gürültülü…
Fakat kentin bir tür ilgi çekici yanı da var görünüyor…
Yol boyu, kaldırımlarda oturmuş hasır şapkalı kadınların el işi süsler sattığı görülüyordu.
Zaten, bu ülkede halkın kaldırımlara çöküp oturmayı sevdiği anlaşılıyor.
Nihayet iskeleye vardık; tekne orada…
Gemi adamlarından birisi beni ve valizlerimi aldı, tekneye binmek için sıra sıra bekleyen yolcular arasından geçirdi ve götürüp teknenin en önünde bir yere oturttu. Niye böyle yaptı, bilmiyorum; ama şanslı olduğumu düşünmeme neden oldu. Fakat her şeyden evvel, beni en öne oturttuğu ve valizlerimi taşıdığı için bahşişini vermem gerekirdi. Öyle ki, burada sokaktaki insanın yabancıya karşı nâzik ve konuksever yaklaşımı biraz da paraya dayanıyordu. Zira, bir büyüme işareti olarak ilk bakışta kentlerin modern binalarla dolmuş olması göze çarpıyorsa da Vietnam hâlâ yoksul bir ülkedir ve kendi içinde henüz modern uygarlık çizgilerine ulaşamamıştır.
İnsanların tuhaf davranışları var… Örneğin, önünüzde dikilen birisinin bir utanç vesilesi saymadan burnunu karıştırması ve buna devam etmesi normal görülüyor.
Buraya gelir gelmez, dikkatimi çeken şeylerin başında geldi bu; herkes burun karıştıyor.
Bunu görür görmez, birden Türkiye’yi, güzelliklerini ve davranışlarını özledim; ama beni yanlış anlamayın hemen, Vietnam’ın da keşfedilmeyi bekleyen güzellikleri vardır, ancak burada yaşamakla gelip gezmek farklı şeylerdi. Ben yaşayacaktım burada…
Sonuçta kıyı kenti Vung Tau’dayız. Hemen bir taksi yakalamalı ve kalacağım geçici otelime gitmeliyim.
Bekliyorum; derken, taksi geldi…
Taksici beni âdeta kapar gibi alıp aracına bindirmişti, tek kelime İngilizce bilmediğinden itiraz dahi edememiştim ve zaten saatler süren Okyanus uçuşu yüzünden yorgun argındım, tartışamazdım: Sonuçta, 7 dakika süren bir araba seyahati sonunda otele gelince 2 misli ücret ödedim.
Buradaki para sistemine alışmam zor olacak görünüyor.
180 Vietnam Dong’u 9.5 Amerikan Doları’na eşit. Taksimetre 50 Dong gösterirken, ben 200 Dong ödemiştim, buna rağmen taksici bir 200 Dong diye tutturmuştu. Belki, polis çağıracağımı söylemeliydim ama buradaki her şey birden bire beni bir parça ürkütmeye başlamıştı. Neden öyle oldu, bilmiyorum, galiba yorgundum ve “Yabancı Bir Planette” olmaktan biraz gergindim.
Buraya bundan sonra, “Yabancı Planet-Gezegen-Küre” demeliyim, zira gerçekten öyle… Gezdiğim Avrupa, Amerika, Avustralya ve hatta Güney Amerika gibi değil. Asya bir bütün olarak farklı bir dünyadır ki herkesin harcı olmadığına inanıyorum.
Bakalım benimki olacak mı, göreceğiz…
Bir sonraki yazıda buluşmak üzere…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.