Dışhaberlerden n’aber!

Gazeteciliğin en keyifli tarafı gazetelerin dışhaberler sayfasına yazı yazmaktır.
Karışanı görüşeni hiç olmaz!
Kendi başınasındır, konuyu seçersin, ilgi alanına göre bir olayı ele alırsın, yazarsın babam yazarsın…
Hele ben gibi, kocaman bir kıta ülkesinde, hem Kanada ve hem ABD’deyseniz, dışhaberlere haber yazmanın tarifesi yoktur.
Yeter ki o ülkeden bir anlatıyı, olayı, gözlem ve olguları okuruna iletmiş ol!
İngilizce’de The Foreign Correspondent diye anılan bu mesleğin aslı astarı, yabancı bir ülkeden kendi ülkesindeki yayın ve basın organına haber geçmektir.
Ernest Hemingway, Ernie Pyle, Robert Fisk, Edward Bell gibi Amerikan gazetelerine haber gönderen, yorum yazan, röportaj üretenler bu işin erbabıydı.
Dünya savaşlarında ve 20.yüzyıl boyu o ülkeden bu kente, şu vadiden bu çöle kadar gitmedik yer bırakmadan haber göndermiş bulunan bu dışhaber muhabirlerinin şöhreti beni evvel eski bu işe özendirmiştir…
ABD’ye 1998’de göç ettikten sonra, İstanbul basınıyla dirsek temasım sürdüğünden, bu fâni dünyada ucundan kıyısından bu işi yapmak mesleğin bir hatırası olarak bana da nasip oldu.
Cumhuriyet, Memleket, BirGün, Kent başlıklı günlük basılı gazetelerde, kimi dergilerde on yıldan beri dışhaberler muhabiri olarak yazı yazmanın yanı sıra, Açık Gazete‘nin Bush ve Obama’dan sorumlu muhabiri de ben oldum; 2005’den bu yana…
Yabancı ülke muhabiri olmak büyük ayrıcalıktır; sormayın gitsin.
Dışhaberler sayfasına yazı üretmek sadece o ülkeye ait bir veya birkaç şeyi ele almakla gerçekleşir, ancak arada elverirse, bu yazı köşelerinde anılarından da söz edebilirsin.
Hatta ola ki seni etkilemiş bulunduğu için ¨Anlatmazsam vallahi ortadan Diyarbakır karpuzu gibi çatlarım!¨ diye düşündüğün eski çocukluk, hatta kundak zamanlarına ait hatıralarından bile bahsedebilirsin; yeter ki satır arasına bunları iyice yedirmiş ol, tatlının şekerini zamanında kestir, tadında tuzunda bırak, lakırdıyı uzatıp lastikleştirme, lafın gidişatını da sağlam bir cümleyle selamete erdir…
Lakin dışhaber sayfasında yazı yazmak olanağını kullanan kimileri, bulundukları ülkede herhalde sokağa adım atmadıklarından olsa gerek ve dahi geldikleri ülkenin havasını suyunu bir türlü unutamadıklarından olmalı ki ikide bir eskiyi anlatmaya bayılır; bir araba laf eder, hepsi geçmişe özlemdir, geçmiş duygulanımıdır, nostaljidir…
¨Kırk paraya bir cep leblebi alırdık¨ diye İstanbul hatıratımı, Kanada ve ABD gözlemlerimi bir yana bırakıp anlatmaya kalkışsam, bunu Foreign Correspondent mesleğine aykırı bulurdum.
Bu, tıpkı, Ernest Hemingway’in İspanya İçsavaşı’nda yahut Balkan Savaşı’nda Edirne hududlarında dolaşırken, ¨Biz bir vakitler, Şikago’nun banliyösünde otururduk, orada bir David amca vardı, elimden tutar, kalk bakalım panayıra gidiyoruz derdi¨ demesine benzer; Ernest böyle tek bir satır yazmamıştır…
Açık Gazete’nin 7 kişilik Danışma Kurulu’nda adı geçen bir yazarı olarak kendimde söz sahipliği görüyor ve bundan sonra, gazetemizin dışhaberler sayfasına ¨Köyümde horozlar ötünce biz uyanırdık, Fadime kızı çeşmeden gelirken görmüştüm, kınalı kuzumu da özledim, geçenlerde köyden Fethi geldi, bizde kaldı, yedi içti helal ve afiyet olsun, Fadik teyze tarhana çorbası göndermiş, ellerine sağlık¨ diye yazan olursa, bundan sonra kulağını ben çekeceğim, haberiniz olsun!
Hasılı, uzun lafın kısası şuncacık şeydir ki, dışhaberler sayfasına yazı yazan meslektaşımız kendi ülkesinden habire bahsediyor olmamalıdır.
Oradan zaten bahseden onyüzbin onlarca, imlaya gelmez yazı yazan, köşe yazarı İstanbul basınında vardır.
Hele, internet olanağıyla artık herkes iyi kötü yazar olduğundan beri, hatıratın sonu gelmiyor, git git bitmiyor…
Yazı ve gazetecilik sanatı internet sayesinde günce ve hatıra defteri tutmaya döndü, evelallah…
Hele siyaseten rayiçte olan Türkiye’ye ait konulara, ayrıca her zaman okur nezdinde prim yapan, mesela, ¨Deniz Gezmiş bana ben çocukken gazoz ısmarlamıştı, idam olunca o gazozları hatırlayıp bir ağladım, bir ağladım, sormayın, yer gök sel oldu!¨ diye yazan olursa Açık Gazete’nin editörü Faruk Eskioğlu‘nu bundan sorumlu tutacağım; Londra’daki gazete bürosu PTT gişesi midir, önüne geleni sayfalara koyuyor diye…
Ben, Kuzey Amerika kıtasında ne gördüysem onu yazmaya çalışıyorum, tıpkı Açık Gazete’nin mesela Stockholm‘de, Viyana‘da ve öteki dünya başkentlerinde bulunup orayı yazan, bize sokak sokak oraları tanıtan kalemdaşlarım, refiklerim gibi…
ABD yazılarımda, sanıyorum, dışhaber gazeteciliğine uygun şeyler yazmaktaydım; alkışlayanı olduğu kadar, kınayanı ve eleştireni de bol oldu.
O yazılardan, bir tanesi hiç unutulur mu?
Bir vakitler ¨Komünist olursak diş fırçalarını ortaklaşa mı kullanacağız?¨ diye ciddi ciddi sorgulayan Amerikan Komünist Partisi yayınorganından söz ediyordum.
¨Komünist Diş Fırçası¨ başlıklı bir yazım bu köşede okunmuştu, o zaman da yer yerinden oynadı, ne dönekliğim ne de liboşluğumu bırakmadılar, ama yalan değildi o yazdığım; lütfen Mahmut Şenol arşivinden bulup okuyunuz…
Arada bir Kanada’da komünist keresteciler var diyorsam, vallahi doğrudur, ¨kerhâne işletselerdi¨ onu da yazardım netekim!
Dışhaberlere yazı yazacağına nostalji yapmak isteyenler için blog sayfalarını da öneririm, ciddi ciddi yayın yapan gazeteleri, mesela Cumhuriyet gibi yayın organlarını da bununla meşgul etmesinler…
Mesleğimize sâkamet getirmesinler, yeter!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.